Özel Öğrenci Yurdu İle Yapılan Sözleşmenin Öğrenci Tarafından Süresinden Önce Feshi ve Verilen Senedin İptali

Prof. Dr. Şahin AKINCI*

Davacı F.H. tarafından B.M. Eğitim Kurumları aleyhine Konya Tüketici Mahkemesinde açılan menfi tespit davası mahkeme tarafından kabul edilerek davacı lehine karara bağlanmıştır. Davalı tarafından temyiz edilen karar, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi tarafından incelenmiş ve oy birliği ile onanmıştır.

I. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI[1]

Davaya bakan Konya Tüketici Mahkemesinin kararı şu şekildedir:

“Davacı vekili dava dilekçesinde davacının davalıya ait İ. kız öğrenci yurdunda 2006 – 2007 döneminde kalmak için sözleşme yaptığını, ancak sözleşme yapılırken yurdun hangi şirkete ait olduğunun söylenmediğini, bilahare öğrenildiğini, davacının kayıt esnasında 200.00 YTL peşin ödediğini, ayrıca senet verdiğini, daha sonra davacının 2 taksit bedeli 480 YTL. daha ödemede bulunduğunu, davacının iki ay kaldıktan sonra çatının tamiri yapılmadığından, su basması üzerine uğradıkları zararın tazmin edileceği ve çatının onarılacağı vaad edilmesine rağmen yerine getirilmediğini, ayrıca okula uzak olan yurdun servis hizmetlerinin de aksadığını bu sebeple davacının sözleşmeyi fesh ederek yurttan ayrıldığını, yurt sahibinin davacıyı telefonla arayarak ücretin tamamını talep ettiğini aksi taktirde 2.880.00 YTL bedelli senedin icraya konulacağını bildirdiği, sözleşmenin tek nüsha yapıldığını bir nüshasının davacıya verilmediğini ve 12 punto ile ve siyah renkle düzenlenmediğini, ayrıca yapılan işlemin haksız şart oluşturduğunu, davacının yurtta kaldığı 2 ay için ödemesi gereken bedelin 513. 00 YTL olduğunu, davacının toplam 680 YTL yi peşin ödediğini, bu durumda fazla ödediği miktarın 167.00 YTL olduğunu, davanın kabulü ile davacının imzaladığı akdin feshine davalının davacıya 167.00 YTL borçlu olduğunun tespitine 2.880.00 YTL bedelli senedin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.”

“Davalı cevap dilekçesinde davalının yurtlarında kaldığını, iddia edildiği gibi servis hizmeti verileceğinin vaad edilmediğini, yurdu su basması iddiasının yerinde olmadığını, sözleşmenin ikinci nüshasının davalı uhdesinde kaldığını sözleşmenin 12 punto yazılmamasının geçersizlik sebebi sayılamayacağını, yine her taksit için ayrı bono düzenlenmesi hususunun da sözleşmenin geçerlik şartını kaldıramayacağını, davalının alacağına engel olmadığını, sözleşmenin karşılıklı irade ile yapıldığını, davacının davalıya senet miktarı kadar borcu bulunduğunu, 2006-2007 yılında yurtta kalmak için sözleşmenin imzalandığını, davacının arkadaşları ile eve çıkma bahanesi ile yurdu terk ettiğini bu sebeple davanın reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.”

“Taraflar delillerini bildirip ibraz etmişlerdir. Dosyaya ibraz edilen 14.06.2006 tarihli sözleşmede sadece davacının imzasının bulunduğu taahhütname başlığı ile düzenlendiği, davacının yapması gereken ve uyması gereken kuralların 42 maddede düzenlendiği, 30. maddesinin “yurttan herhangi bir sebepten dolayı ayrılmak istediğimde ödediğim ve ödeyeceğim ücretle ilgili hiçbir hak talep etmeyeceğimi” şeklinde düzenlendiği ve ekinde de her biri 240.00 YTL bedelli 25.07.2006 dan başlayıp 25.06.2007 de biten taksitlere ilişkin kuponların bulunduğu görülmüştür. Dosyaya sunulan sanayi ticaret il müdürlüğü personeli tarafından tutulan 11.01.2007 tarihli tutanakta yurt müdiresinin imzasının olduğu, taksitli satış sözleşmesinin bulunmadığını tek senet alındığını ve öğrencilerle yapılan taahhütnamenin tek suret olarak düzenlendiğinin tespit edildiği görülmüştür.”

“Davacıdan yurt ücreti için alındığı davalı tarafından da kabul edilen bononun incelenmesinde borçlusunun F. H. Alacaklısının ABK ltd. şirketi, tanzim tarihinin 14.06.2006, vadesinin 14.10.2006 ve bedelinin 2.880.00 YTL. olduğu görülmüştür.”

“Her ne kadar bono lehdarı dava dışı ABK ltd ise de davalı vekili bu senedin davacının yurtlarında kalması sebebi ile düzenlendiğini, Konya ticaret sicil memurluğuna yazılan müzekkere cevabında senet lehdarı ABK şirketinin davalı şirketin hissedarı olduğu anlaşılmıştır.”

“Dosyaya toplanan delillerden dinlenen tanık beyanlarından, davacının daha önce kaldığı dönemde de yurdun üst katındaki odada kaldığı çatının akması sebebi ile odadaki eşyalarının ıslandığını idareye bildirdiği, bakım ve onarımının yapılacağının taahhüt edildiği, sözleşmenin düzenlendiği dönemde çatının tekrar aktığı bu taahhüdün yerine getirilmediği anlaşıldığından davacının bu sebeple yurttan ayrıldığı ve yurttan ayrılışında ve akdi fesh etmesinde haklı olduğu anlaşılmıştır. Her ne kadar taahhütnamede yurttan ayrıldığında kalan bedeli ödeyeceği veya istemeyeceği hükmü var ise de davalı haklı sebeplerle yurttan ayrıldığından ayrıca tek taraflı taahhütnameye konulan bu madde taraflarla müzakere edilmeyip haksız şart olarak kabul edildiğinden davalının davacının yurtta kalmadığı döneme ilişkin senet bedelini tahsil etme hakkı olmadığı sonucuna varılmıştır. Her ne kadar davacının imzaladığı taahhütname 4077 sayılı yasanın 6 A maddesine göre düzenlenmiş ise de bu maddedeki şartların tamamını taşımadığı görülmüştür. Ancak ücretlerin taksitler halinde alınacağına ilişkin kuponlar yazılmasına rağmen bu maddeye aykırı olarak tek senet düzenlenmiştir. Oysa ki her bir taksit için ayrı ayrı nama yazılı senet düzenlenmesi gerekmektedir, 6 A maddesinin 3. fıkrasına aykırı olarak tek senet olarak düzenlenen bononun geçersizliğine karar vermek gerekmiştir”

“Hüküm:

Davanın KABULÜNE,

Davacı tarafından imzalanan taahhütname başlıklı davalıya verilen 14.10.2006 tarihli sözleşmenin iptaline, davalının davacıya 167.00 YTL borçlu olduğunun tespitine, iptal edilen sözleşmeye istinaden verilen borçlusu F.H., alacaklısı ABK limited şirketi tanzim tarihi 14.06.2006, vadesi 14.10.2006, bedeli 2.880.00 YTL olan bono senedinin iptaline… dair verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı”.

II. YARGITAY KARARI

İlk derece mahkemesi tarafından verilen bu karar davalı tarafça temyiz edilmiş, dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, hükmün onanmasına karar vermiştir[2]. Ancak 13. Hukuk Dairesi onama kararında gerekçe bildirmemiştir. Kısa kararda sadece “Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün onanmasına… karar verildi” denilmektedir. Bu durumda Yargıtay’ın, ilk derece mahkemesinin gerekçesine aynen katıldığını söylemek mümkündür.

Yargıtay farklı bir gerekçe bildirmediği ve kararı oybirliği ile aynen onadığı için Konya Tüketici Mahkemesi’nin kararında belirtilen görüşlerin Yargıtay görüşü haline geldiğini söylemek mümkündür. Bu nedenle aşağıda Konya Tüketici Mahkemesinin kararı inceleme konusu yapılmıştır.

III. OLAYIN HUKUKÎ AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Karara konu olan ihtilaf bir özel öğrenci yurdu ile öğrenci arasında yapılan yurt sözleşmesinden kaynaklanmıştır. İlk derece mahkemesinin kararından anlaşıldığı kadarıyla sözleşme 2006 – 2007 öğretim dönemine ilişkindir. Yani bir yıllıktır. Sözleşme yapıldıktan sonra öğrenci yurtta kalmaya başlamış, ancak odasını su bastığı ve servis hizmeti aksadığı için iki ay sonra yurttan ayrılmak istemiştir. Ancak bu talebi yurt idaresi tarafından kabul edilmemiş ve ayrıldığı takdirde senet bedelinin tamamını yani kalmadığı sürenin de ücretini ödemek zorunda kalacağı kendisine bildirilmiştir. Bunun üzerine öğrenci, yurdun sahibi olan şirket B.M. Eğitim Kurumları aleyhine menfi tespit ve senedin iptali davası açmıştır.

Davacı öğrenci iddiasını iki ana sebebe dayandırmıştır. Bunlardan birincisi vaat edilen hizmetlerin tam olarak yerine getirilmediğidir. İkincisi ise ortada geçerli bir sözleşmenin olmadığı, kendisinden alınan tek taraflı taahhüdün, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 6 ve 6/A maddelerine aykırı olduğu için geçerli sayılamayacağıdır. Davacı öğrenci, vermiş olduğu senedin de yine aynı Kanun’un 6/A maddesine göre geçerli olmadığını iddia etmiştir.

Öncelikle ifade etmek gerekir ki, davacı ile davalı yurt arasında yapılan işlem Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK.) 3. maddesi hükümlerine göre bir tüketici işlemidir. Özel yurtlardan hizmet alan öğrenciler tüketici statüsündedir. Yurt ile öğrenci arasındaki sözleşme ise bir tüketici sözleşmesidir[3]. Bu nedenle, hizmet alan öğrencilerle hizmet veren özel yurtlar arasındaki sözleşmelerin TKHK. hükümlerine uygun olması gerekir. Eğer öğrencinin ödeyeceği bedel takside bağlanmışsa, yapılan sözleşme bu Kanun’un 6 ve 6/A maddelerine uygun olmak zorundadır. Sözleşmeden ayrı olarak düzenlenen kıymetli evrakın ne şekilde olacağı da yine aynı Kanun’un 6/A maddesinde düzenlenmiştir. Şu halde karara konu olan olayla ilgili olarak Tüketici Mahkemesinde dava açılmasında ve TKHK. hükümlerinin uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Yurt sözleşmeleri Kanunda düzenlenmemiştir. Bu nedenle isimsiz sözleşme olarak nitelendirilmeleri gerekir. Bu sözleşme ile yurt idaresi öğrenciye, barınma, temizlik, yemek, kahvaltı, güvenlik gibi hizmetleri sunarken, öğrenci bunun karşılığında kararlaştırılan bedeli ödeme yükümlülüğü altına girmektedir. Yurdun sunduğu barınma hizmeti, kira sözleşmesindeki kiralayanın edimine benzemektedir. Temizlik ve güvenlikte hizmet unsuru ağır basarken, yemek ve kahvaltı verilmesi halinde ise satımın bir unsurunun bulunduğunu söyleyebiliriz. Yurt sözleşmeleri mahiyeti itibariyle pansiyon sözleşmelerine çok benzemektedir. Pansiyon sözleşmeleri de doktrinde[4] karma sözleşme olarak nitelendirilmektedir.

Türk Hukukundaki hâkim teori olan kıyas teorisine göre, karma sözleşmelere benzer sözleşmelerin hükümleri mahiyeti uygun düştüğü oranda uygulanmalıdır[5]. Ancak özel bir düzenleme varsa kıyasen uygulama yerine doğrudan doğruya özel hüküm uygulanır. Bu durumda yurt sözleşmelerinde örneğin barınma edimi ayıplıysa, Borçlar Kanunu’nun kira sözleşmesinde ayıba karşı tekeffülü düzenleyen hükümlerinin uygulanması düşünülebilir. Fakat yukarıda da ifade edildiği gibi, öğrenci ile özel yurt arasındaki ilişki bir tüketici ilişkisidir. Tüketici ilişkilerinde ayıba karşı tekeffül borcu TKHK. m. 4 ve 4/A’da düzenlenmiştir. Bu durumda BK. m. 250’nin kıyasen uygulanması yerine doğrudan doğruya TKHK.’nun 4 ve 4/A maddelerinin uygulanması gerekir. Bu Kanunda hüküm olmayan hallerde ise Borçlar Kanunu hükümlerinin kıyasen uygulanması yoluna gidilebilir.

IV. KARARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

A) Ayıplı İfa Açısından

Davacı öğrenci, çatının akması sebebiyle odasını su bastığını ancak söz verildiği halde gerekli tamiratın zamanında yapılmadığını ve zararının tazmin edilmediğini iddia etmiş ve mahkeme tarafından bu iddiası haklı bulunmuştur.

Özel öğrenci yurtları hizmet üreten kurumlardır. Öğrenci ile yurt arasında yapılan sözleşme tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Bu sözleşme gereğince öğrenci kararlaştırılan bedeli öderken yurt da taahhüt ettiği hizmetleri yerine getirir. Eğer hizmet aksamışsa yurt kendi üzerine düşen edimi gereği gibi yerine getirmemiş demektir. Bu olayda odayı su bastığı halde gerekli tedbirlerin alınmaması TKHK. m. 4/A anlamında ayıplı ifadır.

Tüketicinin korunması Hakkında Kanun’un 4/A maddesinin I. fıkrasına göre, “sağlayıcı tarafından bildirilen reklam ve ilânlarında veya standardında veya teknik kuralında tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğe aykırı olan ya da yararlanma amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran, maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren hizmetler, ayıplı hizmet olarak kabul edilir”.

Aynı maddenin II. fıkrasına göre, hizmet ayıplı ise tüketici, hizmetin ifa edildiği andan itibaren 30 gün içinde bu ayıbı sağlayıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda sözleşmeden dönme, hizmetin yeniden görülmesini isteme veya ayıp oranında bedelden indirim talep etme haklarına sahiptir. Kanun, ayıbın giderilmesini isteme hakkından söz etmemektedir. Ancak kanaatimizce “hizmetin yeniden görülmesi” kavramı geniş yorumlanmak suretiyle ayıbın giderilmesini isteme hakkının olduğunu kabul etmek gerekir. Bu durumda, somut olayda olduğu gibi çatının tamir edilmemesi sebebiyle odayı su basmışsa öncelikle ayıbın giderilmesi talep edilmeli, eğer ayıp münasip bir zamanda giderilmezse dönme hakkı kullanılmalıdır. Karardan anlaşıldığı kadarıyla davacı öğrenci önce ayıbın giderilmesini talep etmiş, talebi yerine getirilmeyince sözleşmeden dönme hakkını kullanmıştır. Mahkeme kararı bu açıdan doğrudur.

Davacı, servis hizmetlerinin aksadığını da iddia etmiştir. Ancak kararda bu hususa temas edilmemiştir. Kanaatimizce bu iddianın da araştırılması gerekirdi. Eğer servis vaadinde bulunulduğu halde bu hizmet aksamışsa yine TKHK. m. 4/A anlamında bir ayıplı hizmetin varlığından söz edilebilir. Bu durumda da davacının dönme hakkı bulunmaktadır.

B) Sözleşmenin Geçerliliği Açısından

BK m. 1/I’e göre iki taraf karşılıklı ve birbirine uygun surette rızalarını beyan ettikleri takdirde sözleşme kurulmuş olur. Bir sözleşmenin geçerli olabilmesi için kural olarak belli bir şekilde yapılması gerekmemektedir (BK. m. 11/I). Bununla beraber, eğer kanun bir sözleşmeyi belli bir geçerlilik şekline tabi tutmuşsa, bu şekle uyulmadan yapılan sözleşmeler geçersizdir (BK. m. 11/II).

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 6/A maddesinin II. fıkrasına göre, bu Kanun hükümlerine tabi taksitle satış sözleşmelerinin yazılı şekilde yapılması zorunludur. Kanun’un öngördüğü yazılı şekil şartı kanaatimizce bir ispat şartı olmayıp geçerlilik şartıdır[6]. Çünkü Kanunda açıkça yazılı şekilde yapılma zorunluluğundan söz edilmiştir. Yargıtay da bir kararında yazılı şekilde yapılmayan taksitle satış sözleşmesinin geçersiz olduğuna hükmetmiştir. Sözleşmenin geçersizliğine hükmedildiğine göre Yargıtay[7] da buradaki şekil şartını ispat şartı değil, geçerlilik şartı olarak kabul etmiştir. Bununla beraber, sürekli borç ilişkisi kuran bir sözleşmede taraflar edimlerini tamamen ifa etmişlerse, şekle aykırılığı ileri sürmek dürüstlük kuralına aykırı düşer[8].

Borçlar Kanunu’nun 13. maddesine göre, yazılı olarak yapılan sözleşmelerde üzerine borç alanların imzalarının bulunması gerekir. Bu hükme göre, bağışlama gibi taraflardan sadece birini borç altına sokan sözleşmelerde borçlunun imzası yeterlidir. Diğer tarafın irade beyanı zımnî de olabilir. Ancak iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, tarafların her ikisinin de imzası bulunmalıdır[9]. Sadece bir tarafın imzasını taşıyan belgeler geçerli bir sözleşme olarak nitelendirilemez[10]. Taksitle satım sözleşmesi iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğundan her iki tarafın da irade beyanlarının şekle bağlı olması gerekmektedir[11].

Davaya konu olan olayda, davalının sözleşme olarak nitelendirdiği belgenin üzerinde “taahhütname” yazılı olduğu, bu belgenin sadece davacı öğrencinin imzasını taşıdığı ve davalı yurt yetkilisinin imzasının bulunmadığı mahkeme tarafından tespit edilmiştir. Yurt sözleşmeleri iki tarafa borç yüklediğine göre, sözleşmede her iki tarafın da imzasının bulunması gerekmektedir. Gerçi taraflardan her birinin ayrı sözleşme nüshalarının altına imza atmaları ve imzaladıkları metni diğer tarafa vermeleri de yeterlidir[12]. Somut olayda davacı öğrenci imzaladığı metni karşı tarafa vermiştir. Fakat hizmet sağlayıcısı olan davalı şirket ya da yurt idaresi tarafından imzalanan bir metnin davacı öğrenciye verilmediği mahkeme tarafından tespit edilmiştir. Bu durumda Kanun’un öngördüğü yazılı şekil şartının gerçekleştiğini söylemek mümkün değildir.

İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde tarafların karşılıklı hak ve yükümlülükleri yer alır. Taraflardan birinin hazırlayıp diğer tarafa sunduğu genel işlem şartları içeren sözleşmelerde çoğunlukla sözleşmeyi hazırlayan taraf diğer taraf için ağır yükümlülükler koyarken, kendi lehine ayrıntılı düzenlemeler yapar. Diğer bir deyişle kendi aleyhine olan hükümlere fazlaca yer vermez. Ancak bir sözleşme karşı taraf için ne kadar ağır hükümler ihtiva ederse etsin, sözleşmeyi hazırlayan kişinin yükümlülüklerini de içermelidir. Taraflardan birinin edimi belirlenemiyorsa karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarının varlığından söz etmek ne derece doğru olabilir? Kanunun aradığı şekil şartının gerçekleşmiş sayılabilmesi için sadece yazılı bir belgenin düzenlenmesi ve altının taraflarca imzalanması yeterli değildir. İmzalanan bu belgeden, tarafların ne üzerine anlaştıklarının da tespit edilebilmesi gerekir. Özellikle sözleşme ile kararlaştırılan asli edim yükümlülüklerinin neler olduğu tayin edilebilmelidir[13]. Aksi takdirde şekil şartından beklenen amaç gerçekleşmiş olmaz. Şu halde imzalar tamam olsa bile sadece taraflardan birinin yükümlülüklerinin bulunduğu, diğer tarafın ediminin ve yükümlülüklerinin yazılı olmadığı bir belgeyi BK. m. 11/II ve TKHK. m. 6/A-II anlamında geçerli bir sözleşme olarak kabul etmek doğru değildir.

Mahkeme kararında sözleşmenin geçerli olup olmadığı tartışma konusu yapılmamıştır. Fakat karar gerekçesinde, davacıdan alınan taahhütnamenin TKHK.’nun 6/A maddesine aykırı olduğu belirtilmiştir. İlk derece mahkemesinin kararı sonuç itibariyle bu açıdan da doğru olmakla birlikte, sözleşmenin geçerliliği konusunun da tartışılması kanaatimizce daha isabetli olurdu.

Şekle aykırılıkla ilgili olarak üzerinde durulması gereken bir başka husus, TKHK. m. 6/VI ve 6/A da sayılan şartları taşımayan sözleşmelerin geçerli olup olmayacağıdır.

Kanun’un 6. maddesinin VI. fıkrası şu şekildedir: “6/A, 6/B, 6/C, 7, 9, 9/A ve 11/A maddelerinde yazılı olarak düzenlenmesi öngörülen tüketici sözleşmeleri en az oniki punto ve koyu siyah harflerle düzenlenir ve sözleşmede bulunması gereken şartlardan bir veya birkaçının bulunmaması durumunda eksiklik sözleşmenin geçerliliğini etkilemez. Bu eksiklik satıcı veya sağlayıcı tarafından derhal giderilir.

Bu maddede, yazılı olarak yapılması gereken taksitli satım sözleşmelerinin en az oniki punto ve koyu siyah harflerle düzenlenmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Ayrıca, Kanun’un 6/A maddesinde sayılan şartların da sözleşmede yer alacağı öngörülmüştür. TKHK.’nun 6/A maddesinde, sözleşmede bulunması gereken asgarî şartlar şu şekilde sıralanmıştır:

a) Tüketicinin ve satıcı veya sağlayıcının isim, unvan, açık adresleri ve varsa erişim bilgileri,

  1. b) Malın veya hizmetin Türk Lirası olarak vergiler dahil peşin satış fiyatı,
  2. c) Vadeye göre faiz ile birlikte ödenecek Türk Lirası olarak toplam satış fiyatı,
  3. d) Faiz miktarı, faizin hesaplandığı yıllık oran ve sözleşmede belirlenen faiz oranının yüzde otuz fazlasının geçmemek üzere gecikme faiz oranı,
  4. e) Peşinat tutarı,
  5. f) Ödeme planı,
  6. g) Borçlunun temerrüde düşmesinin hukuki sonuçları.”

Aynı maddesinin üçüncü fıkrasına göre “Satıcı veya sağlayıcı, bu bilgilerin sözleşmede yer almasını sağlamak ve taraflar arasında akdedilen sözleşmenin bir nüshasını tüketiciye vermekle yükümlüdür.

Bu düzenlemelerden hareketle, tüketici işlemi niteliğindeki taksitle satım sözleşmelerinin mevsuf (nitelikli) şekil şartına tabi tutulduğunu söylemek mümkündür[14]. Çünkü Kanun Koyucu sadece yazılı şekli yeterli görmemiş, aynı zamanda sözleşmenin oniki punto ve koyu siyah harflerle yazılmış olması şartını da aramış hatta TKHK.’nun 6/A maddesinde, sözleşmede bulunması gereken asgari şartların neler olduğunu da belirlemiştir. Ancak 6. maddenin VI. fıkrasında “sözleşmede bulunması gereken şartlardan bir veya birkaçının bulunmaması durumunda eksiklik sözleşmenin geçerliliğini etkilemez. Bu eksiklik satıcı veya sağlayıcı tarafından derhal giderilir” hükmüne de yer verilmiştir.

Kanunda, “asgari şartların bulunmaması” değil, “asgari şartlardan bir veya birkaçının bulunmaması” ifadesi kullanılmıştır. Şu halde madde 6/A da öngörülen asgari şartlardan hiçbirinin bulunmaması halinde sözleşmeyi geçerli kabul etmek Kanun’un amacına aykırıdır. Burada düzenlenen şartlar dikkatlice incelendiğinde, bazılarının sözleşmenin kuruluşuna etki etmeyen, ikinci derecede noktalar (yan noktalar) olduğu görülecektir. Örneğin tarafların adres ve erişim bilgileri ya da faizin hesaplandığı yıllık oran gibi… Fakat özellikle ücret unsuru satım sözleşmesinin kurucu unsurudur. Bu unsur üzerinde anlaşma sağlanamadan satım sözleşmesinin kurulduğundan söz edilemez. Şekle bağlı sözleşmelerde, sözleşmenin kurucu unsurlarına ilişkin irade beyanlarının öngörülen şekle uygun olması gerekir[15]. Bu nedenle, tüketici işlemi niteliğindeki taksitle satım sözleşmelerinde de, ücretin sözleşmeye yazılması zorunluluğu bulunmaktadır. Aksi takdirde yazılı şeklin bir anlamı kalmaz. Şu halde, sözleşmenin geçerliliğine etki etmeyen ve sonradan tamamlanabilecek olan eksiklikler, sözleşmenin esaslı unsurları sayılmayan, ikinci derecedeki noktalarda var olan eksikliklerdir. Çünkü bu tür yan noktaların şeklin kapsamına dâhil olması gerekmemektedir[16]. Örneğin, peşinat tutarı ya da borçlunun temerrüde düşmesinin sonuçları gibi… Bununla beraber, objektif esaslı nokta sayılan noktaların yazılı şekil içinde bulunması geçerlilik şartıdır. Dolayısıyla Kanun’un 6/A maddesinin b bendinde zikredilen “Malın veya hizmetin Türk Lirası olarak vergiler dâhil peşin satış fiyatı” sözleşmede mutlaka yer almalıdır. Ayrıca aynı maddenin c bendinde bulunan “Vadeye göre faiz ile birlikte ödenecek Türk Lirası olarak toplam satış fiyatı” da sözleşmede bulunması zorunlu olan bir unsurdur. Çünkü taksitle satımdan söz edebilmek için taraf iradelerinin ücretin taksitler halinde ödeneceği hususu üzerinde uyuşmuş olmaları gerekmektedir. Diğer bir deyişle, bu konuda yapılan anlaşma taksitle satımın esaslı unsurlarındandır. Gerçi ücretin ne şekilde ödeneceği satım sözleşmesinin objektif esaslı noktası değildir. Bu bir yan noktadır. Fakat taraf iradeleri ile bu yan nokta esaslı nokta haline getirilmiştir. Öyleyse bu hususun da yazılı sözleşme içinde bulunması gerekmektedir[17]. Kanaatimizce, ödeme planını da yazıl şekil içinde yer alması gereken bir sübjektif esaslı nokta saymak mümkündür. TKHK. 6/A maddesinde zikredilen diğer şartlar, sözleşmenin yan noktaları olduğu için yazılı şekil içinde bulunmasalar bile bu eksiklik sözleşmenin geçersiz olması sonucunu doğurmaz; Fakat eksikliğin, satıcı veya sağlayıcı tarafından derhal giderilmesi gerekir (THKH. m. 6/VI.).

Kanun, sözleşmenin imzalı bir nüshasının tüketiciye verilmesi zorunluluğunu da getirmiştir. Doktrinde, taraflarca imzalanmış bulunan sözleşme nüshalarının karşılıklı değişimi (sözleşmenin bir nüshasının tüketiciye verilmesi) hususu da şeklin bir unsuru olarak kabul edilmektedir[18].

Sonuç olarak, TKHK.’nun 6/A maddesinin b, c ve f bentlerinde zikredilen şartların yazılı sözleşmede bulunmaması durumunda, sözleşmeyi şekle aykırılıktan dolayı geçersiz saymak gerekir. Bu maddede zikredilen şartların hiçbirinin bulunmaması, üstelik sözleşmenin oniki punto ve koyu siyah harflerle yazılmaması ve bir nüshasının da tüketiciye verilmemesi halinde sözleşmeyi geçerli saymak mümkün değildir. Ancak bu noktada Kanun’un amacını da gözden uzak tutmamak gerekir. Kanun’un amacı tüketiciyi korumaktır. Şekil zorunluluğu getirilmesinin sebebi de budur. Bu nedenle, şekil eksikliğine rağmen tüketici sözleşmeyi ayakta tutmak istiyorsa, bu eksiklik 6. maddenin VI. fıkrası gereğince satıcı veya sağlayıcı tarafından derhal giderilmeli ve sözleşme geçerli sayılmalıdır. Diğer bir deyişle, TKHK.’nun 6/A maddesinde aranan asgari şartların eksikliği dolayısıyla geçersizliği ileri sürebilecek olan taraf sadece tüketicidir. Çünkü şekle aykırılığı ileri süren kişi bu aykırılığa kendisi neden olmuş ve daha sonra da geçersizlik iddiasında bulunarak yükümlülüklerinden kurtulmak istemişse, hakkını kötüye kullanmış olur[19].

Taksitle satım sözleşmelerinde sözleşme metnini hazırlayan taraf genellikle satıcı veya sağlayıcıdır. Yazılı sözleşmeyi tüketicinin hazırlaması pek karşılaşılan bir durum değildir. Zaten Kanun’un 6/VI. maddesinde yer alan “Bu eksiklik satıcı veya sağlayıcı tarafından derhal giderilir” ifadesi de bu gerçeğin bir yansımasıdır. Şu halde, sözleşmeyi kendisi hazırlayan, eksikliğe kendisi yol açan satıcı veya sağlayıcının şekil eksikliğine dayanarak geçersizliği ileri sürmesi hem MK. m. 2/II’ye hem de TKHK.’nun amacına aykırıdır. Bu nedenle, dava konusu olayda mahkemeye sunulan ve taahhütname başlığı taşıyan sözleşmenin TKHK.’nun 6 ve 6/A maddeleri karşısında geçerli bir sözleşme olmadığını ve bu geçersizliği sadece tüketicinin ileri sürebileceğini söylemek mümkündür.

İnceleme konusu yapmış olduğumuz ilk derece mahkemesi kararında, “14.06.2006 tarihli sözleşmede sadece davacının imzasının bulunduğu taahhütname başlığı ile düzenlendiği, davacının yapması gereken ve uyması gereken kuralların 42 maddede düzenlendiği, 30. maddesinin ‘yurttan herhangi bir sebepten dolayı ayrılmak istediğimde ödediğim ve ödeyeceğim ücretle ilgili hiçbir hak talep etmeyeceğimi’ şeklinde düzenlendiği” görülmüştür hükmüne yer verildikten sonra; “Her ne kadar taahhütnamede yurttan ayrıldığında kalan bedeli ödeyeceği veya istemeyeceği hükmü var ise de davalı haklı sebeplerle yurttan ayrıldığından ayrıca tek taraflı taahhütnameye konulan bu madde taraflarla müzakere edilmeyip haksız şart olarak kabul edildiğinden davalının davacının yurtta kalmadığı döneme ilişkin senet bedelini tahsil etme hakkı olmadığı sonucuna varılmıştır.” denilmektedir.

Şu halde olayın haksız şart açısından da incelenmesi gerekmektedir. TKHK.’nun 6. maddesinin I, II, III ve IV. Maddeleri haksız şartı düzenlemektedir.

Kanunun 6. maddesinin I. fıkrası şu şekildedir: “Satıcı veya sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı alarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyiniyet kurallarına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır”. Aynı hüküm Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmelik’in 4. maddesinde de bulunmaktadır.

Aynı maddenin II.. fıkrasına göre “Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu her türlü sözleşmede yer alan haksız şartlar tüketici için bağlayıcı değildir”.

III. fıkraya göre, “Eğer bir sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir”.

  1. fıkraya göre ise “Sözleşmenin bütün olarak değerlendirilmesinden, standart sözleşme olduğu sonucuna varılırsa, bu sözleşmedeki bir şartın belirli unsurlarının veya münferit bir hükmünün müzakere edilmiş olması, sözleşmenin kalan kısmına bu maddenin uygulanması engellemez.

Bu hükümlere göre, genel işlem şartları içeren bir sözleşmeye tüketici ile müzakere edilmeden konulan şartlar bazı hallerde haksız şart sayılır. Bunun için söz konusu şartın tüketici aleyhine sonuçlar doğurması, standart sözleşmede yer alması dolayısıyla tüketicinin içeriğine etki edememesi ve iyi niyet kuralları ile bağdaşmayacak biçimde aleyhine dengesizliğe neden olması gerekir. Sözleşmede yer alan haksız şartlar tüketiciyi bağlamaz.

Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmelik ekinde de haksız şartlar biraz daha ayrıntılı bir biçimde düzenlenmiştir. Burada, “EK Beşinci Maddenin Son Fıkrasında Anılan Türden Haksız Şartlar a) Aşağıda yer alan sonuçları hedefleyen veya bu sonuçları doğuran şartlar haksız şarttır.” denildikten sonra nelerin haksız şart sayılacağı açıkça sayılmıştır.

Üçüncü bende göre; “Satıcı, sağlayıcı veya kredi verenin, sadece kendisi tarafından belirlenen koşullarda edimini ifa edeceği, buna karşılık tüketicinin her halde ifa ile yükümlü tutulduğu şartlar” haksız şarttır.

Dördüncü bende göre Tüketicinin sözleşmeyi kurmaktan veya ifa etmekten vazgeçmesi hallerinde satıcı, sağlayıcı veya kredi verene, tüketicinin kendisine ödediği bedeli muhafaza etme hakkı tanıyan, ancak satıcı, sağlayıcı veya kredi verenin aynı türden davranışları için tüketiciye benzer bir tazminat hakkı tanımayan şartlar,” haksız şarttır.

Beşinci bende göre Yükümlülüklerini yerine getirmeyen tüketiciyi, ölçüsüz derecede yüksek bir tazminatla mükellef kılan şartlar,” haksız şarttır.

Altıncı bende göre “Satıcı, sağlayıcı veya kredi verene sözleşmeyi özgürce fesh etme hakkı tanıyan, ancak tüketiciye aynı hakkı vermeyen şartlar ile, satıcı, sağlayıcı veya kredi verene fesih hakkını kullanmasına rağmen, henüz ifa etmediği edimler karşılığı almış olduklarını muhafaza etme hakkı veren şartlar,” haksız şarttır.

Karardan anlaşıldığı kadarıyla öğrenciden alınan taahhütnamede sadece öğrencinin uymak zorunda olduğu kurallar yazılıdır. Davalı yurdun yükümlülükleri bulunmamaktadır. Bu nedenle söz konusu taahhütname hem TKHK. m. 6, hem de Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmelik ekinde yer alan ve yukarıda zikredilen hükümlere açıkça aykırıdır. Bu nedenle öğrencinin yurttan ayrılsa bile kalan taksitleri de ödeyeceğine ilişkin sözleşme hükmü haksız şart teşkil ettiği için öğrenciyi bağlamaz. İlk derece mahkemesinin kararı bu açıdan da doğrudur.

Bu açıklamalardan sonra sözleşmenin geçerliliği ve haksız şartlar bakımından genel bir değerlendirme yapmak gerekirse şunlar söylenilebilir:

İlk derece mahkemesinin kararında sağlayıcının mahkemeye sunduğu taahhütnamenin TKHK.’nun 6/A maddesinde yazılı şartların tamamını taşımadığı tespit edilmiş ancak sözleşmenin geçerli olup olmadığına temas edilmemiştir. Bununla beraber hüküm fıkrasında “Davacı tarafından imzalanan taahhütname başlıklı davalıya verilen 14.10.2006 tarihli sözleşmenin iptaline” denilmiştir. Sonuç itibariyle mahkeme, tüketicinin böyle bir sözleşme ile bağlı olmayacağına hükmetmiştir. Bu sonuç doğrudur. Ancak karardan geçersizliğe mi, feshe mi yoksa iptale mi hükmedildiği anlaşılamamaktadır. Her ne kadar kararda iptal ifadesi kullanılsa da böyle bir durumda iptal müeyyidesinden söz edilemez. Çünkü borçlar hukukunda iptal, genellikle, hata, hile ikrah gibi irade fesadı hallerinde, sözleşmeyi kural olarak geçmişe etkili biçimde ortadan kaldıran varması gerekli tek taraflı bir irade beyanıdır. Bu nedenle böyle bir olayda iptalden söz etmek doğru değildir. Fesih ya da butlandan söz edilebilir. Fesih, sürekli borç ilişkilerini geleceğe etkili olarak ortadan kaldırır. Ancak feshin söz konusu olabilmesi için her şeyden önce geçerli olarak kurulmuş bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. Eğer borç ilişkisi geçersiz ise feshe gerek yoktur. Aynı durum iptal için de geçerlidir. Batıl bir sözleşmenin iptalinden söz edilemez[20]. Fesih hakkı da kural olarak hak sahibi tarafından varması gerekli tek taraflı irade beyanıyla kullanılabilir. Bunun için dava açmaya gerek yoktur. Ancak fesih şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi için bir tespit davası açılabilir. Bu dava sonucunda hâkimin vereceği karar kurucu değil, açıklayıcı bir karardır.

Kararda, davacı öğrencinin sözleşmeyi feshederek yurttan ayrıldığı, kendisinden kalmadığı sürenin ücreti de talep edildiği için bu davayı açtığı yazılıdır. Şu halde davacı öğrenci sözleşmeyi feshetmiş ve daha sonra feshin haklılığının ve dolayısıyla borçlu olmadığının tespitine yönelik olarak dava açmıştır. Ayrıca, sözleşmenin TKHK. hükümlerine uygun olmadığını bu nedenle aleyhine olan hükümlerinin kendisini bağlamadığını da ileri sürmüştür. Bu durumda dava bir yandan feshin, bir yandan da geçersizliğin tespitine ilişkindir.

Somut olayda bir sürekli borç ilişkisi kurulmuştur. Davacı öğrenci, yurt ile yaptığı sözleşme gereğince iki ay yurtta kaldığını, bunun bedelini ödediğini daha sonra haklı sebeplerle sözleşmeyi feshederek yurttan ayrıldığını, ayrıldıktan sonra kalmadığı süreler için ücret ödeme borcunun bulunmadığını, sözleşmede yer alan ve kendisine kalmadığı süreler için ücret ödeme borcu yükleyen hükmün geçersiz ve kendisi açısından bağlayıcı olmadığını iddia etmiştir. Şu halde davacı öğrenci sözleşmenin baştan itibaren geçersiz olduğunu iddia etmemektedir. Tam tersine iki aylık bölümünü kabul etmiştir. Davacı, sözleşmenin kendisine bir yıl boyunca yurtta kalma ya da ayrılsa bile kalan taksitleri ödeme mecburiyeti yükleyen hükmünün geçersiz olduğunu iddia etmektedir. Yani buradaki iddia aslında bir kısmî butlan iddiasıdır.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, sürekli borç ilişkisi kuran belirli süreli bir sözleşmede taraflar edimlerinin bir kısmını ifa etmişlerse şekil eksikliğine dayanarak butlanı ileri sürmek dürüstlük kuralına aykırı düşer. Somut olayda da edimlerin bir bölümü karşılıklı olarak ifa edilmiştir. Yani davacı öğrenci şekle aykırılığa rağmen ediminin bir bölümünü yerine getirmiş, bunun karşılığında yurdun sunduğu hizmetlerden yararlanmıştır. Böyle bir durumda sözleşmenin baştan itibaren tümüyle geçersiz olduğunu ileri sürmek MK. m. 2/II’ye aykırıdır. Bu nedenle olay kısmî butlan açısından değerlendirilmelidir.

Öğrencinin fesih hakkını elinden alan, sözleşmeyi feshederse kalmadığı sürenin ücretini ödeme yükümlülüğü yükleyen hüküm haksız şart niteliğindedir. TKHK.’nun 6/II. maddesine göre bu tür şartlar tüketici açısından bağlayıcı değildir. Bu nedenle somut olayda BK. m. 20/II anlamında bir kısmî butlanın varlığından söz etmek doğru olur. Kısmî butlana hükmedildikten sonra, davacı öğrencinin sözleşmeyi geleceğe etkili olarak feshedebileceğine ve fesih halinde kalmadığı sürenin ücretini ödeme borcunun bulunmadığı sonucuna da rahatlıkla hükmedilebilir.

Sonuç olarak, sözleşmenin geçersizliğine hükmedilmesi doğru olmakla birlikte, buradaki geçersizlik türü iptal değildir. Sürekli borç ilişkisi kuran bu sözleşme, öğrenci tarafından geleceğe etkili olarak feshedilmiştir. Açılan dava feshin ve öğrencinin kalmadığı süre için ücret ödeme borcunun bulunmadığının tespitine yöneliktir. O halde mahkeme tarafından yapılması gereken ilk iş, feshin gerçekleşip gerçekleşmediğini tespit etmek olmalıydı. Böyle bir sözleşmenin feshedilebilmesi için dava açmaya gerek yoktur. Varması gerekli ve tek taraflı bir irade beyanıyla sözleşme feshedilebilir. Davacı öğrenci sözleşmeyi feshederek yurttan ayrıldığını beyan etmiştir. Diğer taraf da bu beyana itiraz etmemiştir. Şu halde tek taraflı irade beyanıyla sözleşmenin feshedildiği sabittir. Bundan sonra yapılması gereken iş feshin haklı olup olmadığını, dolayısıyla öğrencinin kalmadığı süre için ücret ödeme borcunun bulunup bulunmadığını belirlemek olmalıdır. Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere somut olayda yurt ile davacı öğrenci arasında yapılan sözleşme şekle aykırılıktan dolayı batıldır. Fakat edimler kısmen de olsa ifa edildiği için tam butlanın ileri sürülmesi dürüstlük kuralına aykırı düşer. Bununla beraber, sözleşmede yer alan ve öğrencinin fesih hakkını elinden alan hüküm haksız şart teşkil etmektedir. Bu hüküm kısmî butlan ile maluldür ve somut olayda kısmî butlanın ileri sürülmesi dürüstlük kuralına da aykırı düşmez. Haksız şart teşkil eden sözleşme maddesinin geçersizliğine hükmettikten sonra, davacı öğrencinin bu sözleşmeyi geleceğe etkili olarak ve cezaî şart ödemeksizin feshetmesine engel bir düzenleme kalmamaktadır. Şu halde mahkeme tarafından, feshin varlığı tespit edildikten sonra, öğrenciye kalmadığı süre için ücret ödeme borcu yükleyen hükmün de kısmî butlan sebebiyle geçersiz olduğuna hükmedilmeliydi.

Açıkladığımız nedenlerden ötürü, ilk derece mahkemesinin kararı sonuç olarak doğru olsa da, geçersizlik türünün iptal olarak nitelendirilmesi isabetli olmamıştır.

C) Kıymetli Evrakın Geçerliliği Açısından

İlk derece mahkemesinin kararında, “ücretlerin taksitler halinde alınacağına ilişkin kuponlar yazılmasına rağmen bu maddeye aykırı olarak tek senet düzenlenmiştir. Oysa ki her bir taksit için ayrı ayrı nama yazılı senet düzenlenmesi gerekmektedir, 6 A maddesinin 3. fıkrasına aykırı olarak tek senet olarak düzenlenen bononun geçersizliğine karar vermek gerekmiştir” denilmektedir.

Tüketicinin korunması Hakkında Kanun’un 6/A maddesinin III. fıkrasına göre, “sözleşmeden ayrı olarak kıymetli evrak niteliğinde senet düzenlenecekse, bu senet, her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde ve sadece nama yazılı olarak düzenlenir. Aksi takdirde kambiyo senedi geçersizdir.” Şu halde tüketici işlemi niteliğindeki taksitle satım sözleşmelerinde, sözleşmeden ayrı olarak düzenlenen kıymetli evrakın geçerli olabilmesi için iki şartın bir arada bulunması gerekmektedir. Birincisi, her taksit için ayrı senet düzenlenmesidir. Tek senet geçerli değildir. Mahkeme, senedin kuponlara bağlanması halinde de tek senet sayılacağına ve geçersiz olacağına hükmetmiştir ki, Kanun’un amacı açısından baktığımızda bu karar doğru ve yerinde bir karardır. İkinci şart ise kıymetli evrakın nama yazılı olmasıdır. Her taksit ödemesi için ayrı senet düzenlenmiş olsa bile, eğer bu senetler nama yazılı değilse geçerli olmazlar. Uygulamada, bu tür satımlarda genellikle bonoların kullanıldığı görülmektedir. Bono kanunen emre yazılı senetlerdendir. Eğer bir bono nama yazılı hale getirilmemişse bu tür satışlarda geçerli bir senet olarak nitelendirilmez. Somut olayda davalının ayrı ayrı senet düzenlemek yerine tek senet düzenlediği sabittir. Ancak mahkeme kararında senedin nama yazılı olup olmadığına açıkça değinilmemiştir. Bununla beraber hüküm fıkrasındaki “Oysa ki her bir taksit için ayrı ayrı nama yazılı senet düzenlenmesi gerekmektedir” ibaresinden ve kararda birkaç defa bonodan söz edilmesinden hareketle, düzenlenen senedin emre yazılı bir bono olduğunu çıkarmak mümkündür. Bu durumda tüketiciden alınan senet hem tek senet olduğu hem de nama yazılı olmadığı için TKHK.’nun 6/A maddesinin III. fıkrasına göre geçersizdir. Karar bu açıdan da doğru bir karardır.

* Prof. Dr. Bilge Öztan’a Armağan, Ankara 2008, s. 53 – 69 arasında yayınlanmıştır.

[1] Konya Tüketici Mahkemesi, 03.05.2007 t. 2006/336 E., 2007/67 K. Aynı kurum (davalı) aleyhine aynı konuda başka bir dava da P.Ç. tarafından açılmış, davaya bakan Konya Tüketici Mahkemesi aynı gerekçelerle davayı kabul ederek davacı lehine karar vermiştir (Konya Tüketici Mahkemesi 03.05.2007 t. 2006/335 E., 2007/66 K.). Bu karar hakkında da yine Yargıtay 13. Hukuk Dairesi tarafından aynı gereçlerle ve oybirliği ile onama kararı verilmiştir (Y. 13. HD. 3.5.2007 t., 2007/9864 E., 2007/14627 K. Karar yayınlanmamıştır). Dava konusu olay ve karar gerekçeleri aynı olduğu için bu ikinci karar inceleme konusu yapılmamıştır.

[2] Y. 13. HD. 3.5.2007 t., 2007/9819 E., 2007/14747 K. (Karar yayınlanmamıştır).

[3] Tüketici sözleşmesi kavramı ve unsurları için bak. Ozanoğlu, H.S., Tüketici sözleşmeleri Kavramı (Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un Maddi Anlamda Uygulanma Alanı), Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl 2001, C. 50, S.1, s. 55 vd.

[4] Tandoğan, H., Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, C. I., İkinci Bası, Ankara 1974, s. 34; Aral, F., Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Genişletilmiş 6. Baskı, Ankara 2006, s. 53; Yavuz, C., Türk Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, Yenilenmiş 6. Baskı, İstanbul 2002, s. 22; Zevkliler, A., Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Ankara 2007, s. 42.

[5] Tandoğan, s. 37; Yavuz, s. 23; Zevkliler, s. 43.

[6] Ozanoğlu, H. Tüketicinin korunması Açısından Taksitle satım Sözleşmesi, Ankara 1999, s. 191. Bazı yazarlara göre ise Kanun’un öngördüğü şekil bir geçerlilik şekli değil ispat şeklidir. Bu konuda bak. Zevkliler, A. / Aydoğdu, M., Tüketicinin Korunması Hukuku, Ankara 2004, s. 178.

[7] Y. 13. HD. 17.11.2000 t., 9364 E., 10179 K. (Karar için bak. Zevkliler, s. 1053 – 1054).

[8] Altaş, H. Şekle Aykırılığın Olumsuz Sonuçlarının Düzeltilmesi, Ankara 1998, s. 266 – 267. Sürekli borç ilişkisi kuran belirli süreli sözleşmelerde taraflar edimlerini şekle aykırılığa rağmen kısmen ifa etmişlerse, geriye kalan edimleri de belirlenen sürenin sonuna kadar ifa etmek zorundadırlar. Kısmî ifadan sonra sözleşmeyi ileriye ya da geriye etkili olarak sona erdirmeyi talep etmek hakkın kötüye kullanılmasını oluşturur (Altaş, s. 264 – 265).

[9] Eren, F., Borçlar Hukuku, Genel hükümler, Gözden Geçirilmiş 9. Bası, Ankara 2006, s. 246 – 247, Altaş, s. 50.

[10] Ozanoğlu, s. 192.

[11] Altaş, s. 50.

[12] Ozanoğlu, s. 192, dn. 6.

[13] Altaş, s. 51 vd.

[14] Bu konuda Ozanoğlu, Kanun Koyucu tarafından adi yazılı şeklin yeterli görüldüğünü ifade etmektedir (Ozanoğlu, s. 192). Fakat aynı yazar sözleşmede bulunması gereken asgari şartların taksitle satım sözleşmelerinin geçerlilik şartını oluşturduğunu da belirtmektedir (Ozanoğlu, s. 196 vd.) Eğer asgari şartların sözleşmede yer alması bir geçerlilik şartı ise, kanaatimizce burada bir adi yazılı şekil değil, mevsuf yazılı şeklin varlığından söz etmek daha doğru olacaktır. Çünkü Kanun, taraflar arasında düzenlenen yazılı belgede sadece her iki tarafın ortak iradelerinin bulunmasını yeterli görmemiş, taksitle satım sözleşmesinin geçerli sayılabilmesi için başka unsurların da yazılı belgede bulunması şartını aramıştır. Hatta bunun da ötesinde satıcı tarafından imzalanan sözleşmenin bir nüshasının tüketiciye verilmesi de zorunlu hale getirilmiştir.

[15] Altaş, s. 51 – 52.

[16] Altaş, s. 59 – 60.

[17] Şekil zorunluluğunun, taraf iradeleriyle esaslı nokta haline getirilmiş olan yan noktaları (sübjektif esaslı noktalar) kapsayıp kapsamayacağı doktrinde tartışmalı olan konulardan bir tanesidir. Fakat hâkim teori olan karma teoriye göre bazı sübjektif esaslı noktalar, şekil zorunluluğunun kapsamı içine girmelidir. Özellikle edim – karşı edim ilişkisini belirginleştiren, sözleşmenin tipini belirleyen ve bu yüzden objektif esaslı noktalar gibi telakki edilebilen sübjektif esaslı noktaların şekil zorunluluğu kapsamı içinde değerlendirilmesi gerekmektedir (Altaş, s. 59). Bu görüşten hareketle, taksitle satım sözleşmelerinde ücretin taksitler halinde ödenecek olması hususu ile taksit miktarı ve ödeme dönemlerinin şekil zorunluluğu içinde telakki edilmesi gerektiği söylenilebilir.

[18] Ozanoğlu, s. 192, dn.7.

[19] Altaş, s. 162.

[20] Eren, s. 310.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir