BELİRLİ VADELİ BONONUN SÜRESİNDE İBRAZ EDİLMEMESİ HALİNDE TEMERRÜT VE TEMERRÜDÜN SONUÇLARI*

Prof. Dr. Şahin AKINCI*

I. GİRİŞ

Borcun ifa edileceği yer Borçlar Kanunu m. 73’de düzenlenmiştir. Hükme göre ifa yeri tarafların sarih ya da zımnî arzusuna göre tayin edilir. Eğer bu konuda bir anlaşma yoksa para borçlarında ifa yeri, alacaklının verme zamanındaki ikametgâhıdır. Şu halde para borçları götürülecek borçlardandır[1]. Bu nedenle alacaklı borçlunun ayağına gitmek zorunda değildir. Tam tersine, borçlu alacaklının ikametgâhına giderek borcunu ifa etmek mecburiyetindedir. Öyle ki, alacaklı banka ya da posta havalesi yoluyla yapılan ödemeyi dahi reddetme yetkisine sahiptir. Fakat ikametgâhta ödemeli olarak yapılan posta havalesini kabul etmek zorundadır[2].

Bu kuralın önemli bir istisnası kıymetli evrakta karşımıza çıkmaktadır. Emre yazılı kıymetli evrak ciro ve zilyetliğin devri yoluyla kolayca tedavül eder[3]. Hamile yazılı senetlerin tedavülü ise sadece zilyetliği devretmek suretiyle gerçekleşir[4]. Nama yazılı senetler her ne kadar alacağın temliki hükümlerine (BK. m. 162 vd.) göre[5] devredilseler de alacağın temlik edilebilmesi için borçlunun rızasına, hatta bilgisine dahi gerek yoktur. Alacaklı alacağını, borçlunun haberi bile olmadan, geçerli bir biçimde üçüncü kişilere devredebilir[6]. Bu durumda BK. m. 73/1’de yer alan, para borçlarının alacaklının ikametgâhında ifa edileceği yolundaki kuralı kambiyo senetlerinde işletmek neredeyse imkânsızdır. Çünkü bu tür senetler süratli bir devir kabiliyetine sahip bulundukları için alacaklı sıfatını taşıyan kişinin değişmiş olma ihtimali son derece yüksektir. Örneğin, lehtarın elindeki senedi C1’e, C1’in C2’ye onun da C3’e devrettiğini düşünecek olursak, bu devirlerden habersiz olan borçlunun, doğru alacaklıyı tespit etmesi ve onun ikametgâhına giderek ödeme yapması oldukça zordur. Bu nedenle kıymetli evrakta borçluya, senedin ibrazı mukabilinde ödeme yetkisi ve mükellefiyeti yüklenmiştir (TTK. m. 558).

Burada karşımıza, senedin nerede ibraz edileceği, diğer bir deyişle ödeme yerinin neresi olduğu sorusu çıkmaktadır. Buna bağlı olarak, senet alacaklısının senedi ödeme yerinde ve zamanında ibraz etmemesi ve borçlunun bu yüzden borcunu ödeyememesi durumunda ne olacağı sorusu ile de karşı karşıya bulunmaktayız. Böyle bir durumda acaba borçlu mu yoksa alacaklı mı temerrüde düşer? Borçlu temerrüde düşmemek için ne yapmalıdır? Bu konuda uygulamada ne tür sorunlar ve güçlüklerle karşılaşılmaktadır?

Aşağıda, bu ve benzeri soruların cevabı bono açısından verilmeye çalışılmıştır. Uygulamada en çok karşılaşılan emre yazılı senetlerden bir tanesi bonodur. Öyle ki, uygulamada senet ya da kıymetli evrak denildiğinde ilk akla gelen bono olmaktadır. İncelediğimiz konu açısından en fazla sorunlarla karşılaşılan senet türü de bonodur. Bu nedenle konu, bono açısından incelenmiştir. Bonoda vade, TTK. m. 615’de dört değişik şekilde düzenlenmiştir. İnceleme konumuz açısından en çok sorun muayyen (belirli) vadeli bonolarda çıkmaktadır. Bu nedenle konu sadece belirli vadeli bonolar açısından incelenmiş, diğer vade türlerine girilmemiştir. İnceleme konumuz muayyen vadeli bonolar olmakla birlikte, tedavül kabiliyetlerinden dolayı, yaptığımız açıklamaların önemli ölçüde ve bünyelerine uygun düştüğü nispette diğer vade türlerinde ve öteki kambiyo senetlerinde, özellikle diğer emre yazılı senetlerde de geçerli olduğunu belirtmemiz gerekir.

II. KAMBİYO SENEDİ KAVRAMI VE KAMBİYO SENETLERİNDE ÖDEME YERİ

Konunun doğru bir şekilde ortaya konulabilmesi için öncelikle kambiyo senedi ve kavramı, bu senetlerin bazı önemli özellikleri ve kambiyo senetlerinde ödeme yeri konuları üzerinde kısaca durulması gerekmektedir.

Eski Ticaret Kanununda “Senedatı Ticariye” (ticarî senetler) olarak adlandırılan poliçe, bono ve çek, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunun 582. madde ile başlayan Dördüncü Fasıl’ında Kambiyo Senetleri olarak düzenlenmiştir. Şu halde kambiyo senedinden kastedilen bu üç senettir. Bu senetlerden bono, aynı zamanda “emre muharrer senet” olarak da adlandırılmıştır. Nitekim bonoyu düzenleyen ve 688. madde ile başlayan İkinci Kısım, “Bono veya Emre Muharrer Senet” başlığını taşımaktadır. Aslında emre yazılı senetler bonodan ibaret değildir. Poliçe ve çek de emre yazılı senetlerdendir. Kambiyo senetleri olarak adlandırılan bu üç senet kanunen emre yazılı senetlerdendir[7]. Fakat bunların dışında daha pek çok senet emre yazılı olarak düzenlenebilmektedir[8].

Poliçe, bono ve çek, TTK. m. 582 vd.’da ayrı ayrı düzenlenmekle birlikte, ayrıntılı düzenlemeler sadece poliçe ile ilgili olarak yapılmıştır. Bono ve çek genel olarak düzenlenmiş, TTK. m. 690 ve 730’da, poliçeyi düzenleyen hükümlere yollama yapılarak pek çok konuda poliçe hükümlerinin bono ve çeke de uygulanacağı öngörülmüştür. Bono ve çeke uygulanacak poliçe hükümlerinin bir kısmı da ödeme ile ilgili hükümlerdir. Fakat özellikleri gereği, bono ve çekin ödeme yeri konusunda poliçeden ayrıldıkları noktalar da bulunmaktadır.

Diğer kıymetli evrak türlerinde olduğu gibi, emre yazılı senetlerde de ödeme, senedin ibrazı mukabilinde olur. Senet kendisine ibraz edilmeyen borçlunun ödeme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bu noktada karşımıza çift yönlü ibraz ve çift yönlü teşhis kaydı kavramları çıkmaktadır.

Kıymetli evrakta hak senette mündemiç olduğu için (TTK. m. 557), hem senet alacaklısı hem de borçlu açısından ibraz zorunludur. Diğer bir deyişle, senet alacaklısı senedi ibraz ederek alacağını isteyebilir. Borçlu da senet kendisine ibraz edildiği takdirde ödeme yapabilir. Bu zorunluluğa çift yönlü ibraz kaydı adı verilir[9]. Çift yönlü teşhis kaydı ise hak sahibinin teşhisi ile ilgilidir. Buna göre, gerçek alacaklı, ibraz ettiği senet ya da senetteki ciro zinciri ile belirlenir. Önemli olan, hamile yazılı senetlerde senedin ibrazı, emre yazılı senetlerde ise ibrazın yanı sıra düzgün bir ciro zincirinin bulunmasıdır. Senet hamilinden bunların dışında bir delil ibraz etmesi istenemez. Borçlu da senedin ibrazı ve / veya düzgün ciro zinciri ile alacaklıyı teşhis etmeye yetkilidir. Gerçek hak sahibini tespit edebilmek için başka bir araştırma yapmak (örneğin imzaların sahte olup olmadığını incelemek) zorunda değildir. İşte buna da çift yönlü teşhis kaydı adı verilir[10].

Şu halde, kıymetli evrakta ödeme, kural olarak senedin ibrazı mukabilinde gerçekleşir[11]. Senedi ibraz etmeyen alacaklı ödeme talebinde bulunamaz. Bunun gibi, senedi ibraz etmeyen alacaklıya ödemede bulunan borçlu da borcundan kurtulamaz. Dolayısıyla, ödeme yapacak borçlunun senedin ibrazını isteme hakkı bulunmaktadır.

Fakat sadece senedin ibrazı, borçluyu ödeme mükellefiyeti altına sokmak için yeterli değildir. Kıymetli evrakta hak senetten ayrı olarak dermeyan edilemeyeceği için, ibraz edilen senedin borçluya teslimi de gerekir. Burada karşımıza senet mi önce teslim edilecek yoksa ödeme mi önce yapılacak sorusu çıkmaktadır. Bu konuda özel bir düzenleme olmadığı için BK. m. 81’in uygulanması gerekir. Bu maddede aynı anda ifa kuralı konulmuştur. Hükme göre, iki tarafa borç yükleyen akitlerde, bir kanun hükmü, teamül ya da sözleşme gereğince sonra ödeme yetkisi bulunmayan taraf, kendi borcunu ifa etmeden ya da ifaya hazır olduğunu göstermeden, diğer taraftan alacağını talep edemez. Aksi halde ödemezlik def’i ile karşı karşıya kalır[12]. Şu halde senet hamili, alacağını talep edebilmek için senedi teslim etmeli ya da teslime hazır olduğunu göstermelidir. Senedin tesliminin yanısıra ödeyen kimse, hamil tarafından bir ibra şerhinin yazılmasını da talep edebilir (TTK. m. 621/I)[13].

Senedin ibrazı ödeme yerinde olur. Çekte ödeme yeri, hesabın bulunduğu banka şubesidir. Fakat çek başka bir şubeye de ibraz edilebilir. Bu durumda şube belli bir karşılık (provizyon) isteyebilir. Her iki halde de ödeme yeri çekin ibraz edildiği banka şubesidir. Bununla beraber çekin bir takas odasına ibrazı da ödeme için ibraz yerine geçer[14]. Poliçede ise ödeme için ibraz yeri kural olarak borçlunun ikametgâhıdır. Poliçenin hamil tarafından, ödeyecek kişinin (borçlu ya da ödeme için yetkili kılınmış kişi) ticarî ikametgâhında, böyle bir yerin bulunmaması durumunda ise meskeninde ibraz edilmesi gerekir. Bunun üzerine borçlu, senedin ibraz edildiği yerde ödeme yapmak zorundadır. Adresli veya ikametgâhlı poliçelerde ise poliçenin, belirlenen adreste ibraz edilmesi ve ödemenin de bu adreste yapılması gerekir. Poliçenin takas odasına ibrazı da ödeme için ibraz yerine geçer[15].

Bu kurallar önemli ölçüde bono için de geçerlidir. Bonoda ödeme yeri belirtilmiş olabilir. Bu durumda alacaklının gösterilen ödeme yerinde senedi ibraz etmesi ve ödemenin de bu yerde yapılması gerekir. Fakat böyle bir yer tâyin edilmemişse senedin düzenlendiği yer ödeme yeri ve aynı zamanda düzenleyenin ikametgâhı addedilir. Düzenleme yeri de gösterilmemişse düzenleyenin ad ve soyadı yanında yazılı bulunan yer düzenleme yeri sayılır. Böyle bir yer de yazılmamışsa senet bono vasfını taşımaz (TTK. m. 689)[16].

Uygulamada genellikle borçlunun adı ve soyadının yanına adresi de yazılmaktadır. Bu durumda bononun ödeme yeri borçlunun senette gösterilen adresi (daha doğrusu ikametgâhı) olmaktadır[17].

Görüldüğü gibi, BK. m. 73’teki kural, kıymetli evrakta, özellikle kambiyo senetlerinde ve dolayısıyla bir kambiyo senedi olan bonoda tersine çevrilmiştir. BK. m. 73’e göre para borçlarında ödeme yeri, eğer taraflar aksini kararlaştırmamışlarsa alacalının ikametgâhıdır. Kambiyo senetlerinde ise ifa yeri, aksi kararlaştırılmamışsa borçlu ya da ödeyecek kişinin ikametgâhıdır[18]. Yani kambiyo senedine bağlanmış bir borç kural olarak aranacak borçtur. Bunun sebebi kambiyo senetlerinin ciro ve zilyetliğin devri yoluyla kolayca tedavül edebilmesi ve borçlunun, senedin meşru hamilini, senet ibraz edilmeden bilebilme imkânın olmamasıdır[19]. Fakat senet bir bankaya iskonto edilmişse (kırdırılmışsa) borçlu ilgili şube tarafından kendisine gönderilen ihbarname üzerine şubeye giderek ödeme yapmak zorundadır. Bu durumda artık borçlu senedin meşru hamilini bilmektedir[20].

III. ALACAKLI TARAFINDAN ZAMANINDA İBRAZ EDİLMEYEN BONODA TEMERRÜT

Yukarıda da açıklandığı üzere, kambiyo senedine (konumuz açısından bonoya) bağlı bir borcun ödenebilmesi için senedin, alacaklı tarafından borçluya, ödeme yerinde ibraz edilmesi gerekir. Eğer senet zamanında ibraz edilmemişse temerrüt sözkonusu olur mu, ya da hangi taraf temerrüde düşmüş olur? Senedin zamanında ibraz edilmemesinin sonuçlarının ortaya konulabilmesi için öncelikle bu soruların cevabının verilmesi gerekmektedir.

A) BORÇLUNUN TEMERRÜDÜ

Muaccel ve ifası mümkün olan bir borcun ifasında gecikilmesi halinde borçlunun temerrüdünden söz edilir. BK. m. 101/I’e göre, “muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtariyle mütemerrit olur”. Hükme göre borçlunun temerrüdünden söz edebilmek için borcun muaccel olması yetmez. Alacaklının ihtarına da ihtiyaç vardır. Fakat bazı hallerde ihtar şart değildir (BK. m. 101/II). İhtarın gerekli olmadığı hallerden bir tanesi, borcun ifa edileceği günün taraflarca ortaklaşa belirlenmiş olması halidir. Böyle bir durumda belirli ya da kesin vadeli bir işlemden söz edilir. Kambiyo senetlerinde de vade taraflarca önceden belirlendiği için, borçlu temerrüdü açısından ihtara gerek yoktur.

Kanunda açıkça zikredilmese de, doktrinde, borçlunun mütemerrit sayılması için, muacceliyet ve ihtar şartlarının yanı sıra borcun imkânsız olmaması, alacaklının ifayı kabule hazır olması ve borçlunun ifadan kaçınma hakkının bulunmaması şartları da aranmaktadır. Buna göre, borç imkânsızsa, temerrüdün değil imkânsızlığın sonuçları ortaya çıkar. Alacaklının ifayı kabule hazır olmaması durumunda borçlu değil, çoğu zaman alacaklı temerrüde düşer. Borçlunun, örneğin bir def’i ileri sürerek ifadan kaçınma hakkının olduğu durumlarda da borçlu temerrüdünden söz edilemez[21].

Kambiyo senedine, dolayısıyla bonoya bağlanan borçlar kural olarak aranacak borçlardır. Bu nedenle alacaklının, ifa zamanında borçlunun ikametgâhına giderek senedi ibraz etmesi gerekir. Eğer ödeyecek kişi ödeme zamanında ifa yerinde hazır olmaz veya hazır olduğu halde kendisine usulüne uygun olarak ibraz edilen senedin bedelini ödemez ya da ödeyemezse temerrüde düşer[22].

Fakat tarafların, borçlunun ikametgâhı dışında başka bir ödeme yeri kararlaştırmaları mümkündür. Bu durumda da ödemenin gerçekleşebilmesi için tarafların kararlaştırılan yerde hazır olması, alacaklının yine usulüne uygun olarak senedi ibraz etmesi ve ödeyecek kişinin de senet bedelini ödemesi gerekir[23].

İbraz süresi TTK. m. 620’de düzenlenmiştir. Bu hüküm poliçeye ilişkin olmakla birlikte, niteliği gereği bonoda da uygulanır. Hükme göre “muayyen bir günde veya keşide gününden yahut görüldükten muayyen bir müddet sonra ödenecek bir poliçenin hâmili, poliçeyi ödeme gününde veya onu takip eden iki iş günü içinde ödenmek üzere ibraza mecburdur”.

Bu hüküm, TTK. m. 690’daki atıf sebebiyle bonoya da uygulanır.

Gerek buraya kadar yapmış olduğumuz açıklamalar ışığında, gerekse TTK. m. 620 hükmü gereğince, borçlunun mütemerrit sayılması için alacaklının senedi usulü dairesinde ibraz etmesi gerektiğini söyleyebiliriz[24]. Çünkü ibraza kadar borçlu alacaklıyı bilmeyebilir[25]. Hatta borçlunun temerrüde düşmesi için ibraz da yeterli değildir. Çünkü alacaklının ödeme yapabilmek için senet üzerine bir ibra şerhi yazılarak kendisine teslimini isteme yetkisi de vardır. Bunlar yapılmadıkça borçlu ödemeden kaçınabilir[26]. Teslim ile ödeme aynı anda olmalıdır (BK. m. 81)[27]. Dolayısıyla ibra şerhini yazarak senedi teslim etmeyen ya da teslime hazır olduğunu göstermeyen alacaklının ödemeyi talep etme yetkisi de olamaz. Şu halde borçlunun mütemerrit sayılabilmesi için alacaklının bir yandan senedi ibraz ederken diğer taraftan da ibra şerhini yazarak borçluya teslim etmesi ya da en azından ödeme yapılır yapılmaz bu yükümlülüğü yerine getireceğini göstermesi gerekir.

Ödeme için ibrazın varlığından söz edebilmek için senet, yetkili hâmil tarafından ibraz edilmelidir[28]. Borçlu, yetkili hamilin yardımcısı tarafından ibraz edilen senet bedelini ödemek zorunda değildir. Senedi ibraz eden kişi meşru hamil olduğunu düzgün ciro zinciri ile ispat eder[29]. Borçlu gerekli görürse hamilden kimlik göstermesini isteyebilir[30]. Fakat başka bir delil getirmesini isteyemez. Bu durumda, yardımcısı aracılığı ile senet bedelini tahsil etmek isteyen alacaklının yapması gereken şey, senedi yardımcısına ciro etmek ya da bu kişiye bir temsil yetkisi vermektir.

Şu halde borçlunun temerrüde düşürülebilmesi için, senedin, yetkili hamil tarafından usulüne uygun olarak ibraz edilmesi şarttır. Vadenin dolması, borçlu temerrüdü açısından yeterli değildir[31]. Yargıtay da bazı kararlarında, gayet isabetli bir biçimde, açıkladığımız görüşlere de uygun olarak, sadece vadenin dolmasıyla keşidecinin temerrüde düşmeyeceğine, notere tevdiin bir mecburiyet olmadığına, dolayısıyla tevdi hakkını kullanmayan keşidecinin salt bu yüzden mütemerrit sayılamayacağına hükmetmiştir[32].

Fakat Yargıtay’ın bu konuda tevdii bir mecburiyet gibi nitelendiren ve senet bedelini tevdi etmeyen borçluyu vadenin dolmasıyla birlikte mütemerrit sayan kararları da vardır. Bu kararlarda, ibraz edilmeyen senet bedelini tevdi etmeyen borçlu aleyhine temerrüt faizine hükmedilmiştir.

Sözkonusu kararlardan birinde[33] “ödeme için vadesinde kendisine ibraz edilmemiş olan bononun keşidecisinin, borcundan kurtulabilmesi için, bono bedelini TTK.’nin 624’üncü maddesi gereğince notere tevdi etmiş bulunması gerekir. Aksi halde kusurlu hareketi nedeniyle, TTK.’nin 637/2’inci maddesi gereğince vadeden itibaren % 10 üzerinden faizle sorumlu tutulur” denilmektedir.

Bir başka kararında Yargıtay, 22.3.2000 tarihli bir Hukuk Genel Kurulu Kararına atıf yaparak şu görüşlere yer vermiştir:

22/3/2000 tarih 2000-12706-181 sayılı Hukuk Genel Kurulu Kararında da açıklandığı gibi ‘Bononun vadesinde keşideciye (tanzim edene) ibrazı ile borçlu mütemerrit olur. Senedin vadesinde ibraz olunmadığı ahvalde, keşideci borçlu TTK.nun 624. maddesi gereği masraf ve hasar hamile ait olmak üzere bono bedelini notere tevdi ederek borçtan kurtulur. Bu gereği yerine getirmeyen keşideci borçlunun vadesinde senedin ödenmek üzere kendisine ibraz olunmadığı iddiası sonuç doğurmaz.’ Hal böyle olunca merciin muaccel olan (vadesi gelen) bonolar için, alacaklının borçluyu temerrüde düşürmediğine ilişkin gerekçesinde isabet yoktur[34].

Görüldüğü gibi Yargıtay her iki kararda da bono bedelinin notere tevdi edilmesini bir yükümlülük gibi nitelendirmiştir.

Aynı yıl verilen benzer bir kararda ise Yargıtay, “Muayyen bir günde ödenmek üzere düzenlenen bononun TTK.nun 620. maddesi gereği hamil tarafından ödenmek için keşideciye ibrazı zorunludur. Bononun vadesinde keşideciye ibrazı ile borçlu mütemerrit olurBononun anılan Kanun gereği vadesinde ibraz olunmadığı hallerde keşideci borçlu, TTK.nun 624, maddesi gereği masraf ve hasar hamile ait olmak üzere bono bedelini notere tevdi ederek borçtan kurtulur. Bu gereği yerine getirmeyen keşideci borçlunun vadesinde senedin ödenmek üzere ibraz olunmadığını, vadenin gerçeğe aykırı olarak doldurulduğunu merci nezdinde ileri sürmesine yasal olanak yoktur ( HGK. 22.3.2000, 200/12-706-181 ).

Bu açıklamalar ışığında vadesinde ödenmek için ibraz olunup da ödenmeyen bono hamili TTK.nun 637/11. maddesi gereği temerrüt tarihi olan vadeden itibaren faiz istenebileceği düşünülmeksizin merciin yazılı biçimde reeskont faizine ilişkin takibin iptali yerinde görülmemiştir.”[35] demektedir. Her iki kararda da bir yandan “bononun vadesinde keşideciye ibrazı ile borçlu mütemerrit olur” denirken, diğer yandan da senet bedelini tevdi etmeyen borçlu mütemerrit sayılmış ve vadeden itibaren temerrüt faizine hükmedilmiştir.

Yine konuya ilişkin benzer bir kararında Yargıtay[36], “TTK.nun 690. maddesi delaletiyle 624. maddesi hükmü uyarınca davalı senet borçluları, senet vadelerinde senet bedellerini notere tevdi etmedikleri için her bir senet için vade tarihinde senette yazılı miktar yönünden temerrüde düşmüş sayılırlar. Davacı satıcının satışın iptali konusunda dava açması veya bedellerin ödetilmesi için davalıya senetleri süresinde ibraz etmemesi, davalıyı temerrütten kurtarmaz.

Davalının, mütemerrit duruma düşmemek için senetli borcunu senet vadelerinde ya TTK.nun 624 maddesi hükmü uyarınca notere veya BK.nun 91 maddesi hükmü uyarınca mahkemenin tayin edeceği bir tevdi mahalline yatırması şarttır. Somut olayda davalı, borcunu ve borcun vadesini bilmiş olmasına, buna ilişkin kambiyo senedi vermiş olmasına rağmen borcunu tevdi mahalline yatırmamış ve böylece temerrüde düşmüştür. Kendi temerrüdünün sonuçlarına da katlanmakla yükümlüdür.” demek suretiyle senet bedelini tevdi etmeyen borçluyu mütemerrit saymış ve bedelin tevdiini bir hak ya da yetki olarak değil, temerrüde düşmemek için yerine getirilmesi zorunlu olan bir yükümlülük olarak nitelendirmiştir.

Bu kararlarda atıf yapılan 22.3.2000 tarihli Hukuk Genel Kurulu Kararında[37] ise, 11. 12. 1957 tarih ve 17/29 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına da atıf yapılarak, bono bedelini notere tevdi etmeyen borçlunun mütemerrit sayılacağına hükmedilmiştir. Ancak bu karar kendi içinde bazı çelişkiler içerdiği gibi, atıf yapılan 1957 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı’nın da bonolarda uygulanması sözkonusu olamaz.

  1. 3. 2000 tarihli Hukuk Genel Kurulu Kararı özetle şu şekildedir:

“Hamil muayyen bir günde ödenmesi gereken poliçeyi (bonoyu) bu tarihte ve bu tarihi takip eden iki iş günü içinde ibraz edebilir (Prof. Dr. Fırat Öztan Kıy. Ev. Huk. s. 674). Gerçekten TTK.nun 615/4 maddesi gereği bononun vadesi muayyen bir gün olarak tespit olunması halinde, bonoyu tanzim eden keşideci borçlu ödeme zamanında senedin kimin elinde olduğunu bilemeyeceğinden senet hamili TTK.nun 620. maddesi gereği ödenmek üzere keşideciye ibraza mecburdur.”

“Bononun vadesinde keşideciye (tanzim edene) ibrazı ile borçlu mütemerrit olur. Senedin vadesinde anılan kanun gereği ibraz olunmadığı ahvalde, keşideci borçlu TTK.nun 624. maddesi gereği masraf ve hasar hamile ait olmak üzere bono bedelini notere tevdi ederek borçtan kurtulur. Bu gereği yerine getirmeyen keşideci borçlunun vadesinde senedin ödenmek üzere kendisine ibraz olunmadığı, vadenin sonradan gerçeğe aykırı olarak doldurulduğuna ilişkin iddiası mercide tartışma konusu yapılamaz.”

“…İbrazında ödenmeyen bononun borçlusu mütemerrit olacağından, hamilin müracaat borçlularına başvurabilme hakkı doğar.”

“Vadesinde ibraz olunup da ödenmeyen bononun hamili TTK.nun 637/11. maddesi gereğince temerrüt tarihi olan vadeden itibaren faiz talep edebilir. Keşidecinin temerrüde düşmesi için TTK.nun 620. maddesindeki koşulun yerine getirilmesi yeterli olup, ayrıca protesto edilmesi borçtan sorumluluğu açısından yersizdir. Yine temerrüt tarihinden itibaren faiz istenebileceği de tartışmasızdır”.

“Nitekim 11.12.1957 tarih ve 17/29 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da adi senette dahi vadenin dolması halinde, faizin vade tarihinden itibaren istenebileceği kabul edilmiştir”.

“Takip alacaklısı, bono lehdarı olup, keşideci ve kefil takip edildiğinden 15. 2 1997 vade tarihinden itibaren ……reeskont faizini talep etmesinde yasaya uymayan bir yön yoktur”.

Kararda Yargıtay, tıpkı yukarıda zikredilen daire kararlarında da olduğu gibi, önce “Bononun vadesinde keşideciye (tanzim edene) ibrazı ile borçlu mütemerrit olur.”demek suretiyle, borçlunun temerrüde düşmüş sayılması için ibrazın şart olduğunu vurgulamıştır. Eğer borçlu temerrüdü için ibraz şart ise ki öyledir, senet ibraz olunmadan salt vadenin dolmasıyla borçluyu mütemerrit saymak doğru değildir. Hâlbuki Yargıtay aynı kararda devamla, tevdi hakkından söz ederek, borçlu, “bono bedelini notere tevdi ederek borçtan kurtulur. Bu gereği yerine getirmeyen keşideci borçlunun vadesinde senedin ödenmek üzere kendisine ibraz olunmadığı, vadenin sonradan gerçeğe aykırı olarak doldurulduğuna ilişkin iddiası mercide tartışma konusu yapılamaz” görüşüne yer vermiştir. Oysa tevdi bir haktır. Borçlunun temerrüde düşmemek için yerine getirmek zorunda olduğu bir yükümlülük değildir[38]. Borçlu bu hakkı kullanıp kullanmamakta serbesttir[39]. Bu nedenle, tevdi yeri tayin ettirmeyen ya da senet bedelini notere tevdi etmeyen borçlu temerrüde düşmüş sayılamaz. Temerrüde düşmeyen borçlunun da temerrüt faizi ödeme yükümlülüğü sözkonusu olamaz. Fakat kararda geçen “bu gereği yerine getirmeyen keşideci borçlunun” ifadesindenYargıtay’ın tevdii bir hak değil yükümlülük gibi nitelendirdiği anlaşılmaktadır. Yargıtay, gerek bu kararda gerekse yukarıda zikredilen daire kararlarında TTK. m. 620’de düzenlenen ibraz mecburiyetini alacaklı açısından bir mecburiyet olmaktan çıkarmış, BK. m. 91 ve TTK. m. 624’de düzenlenen tevdi hakkını ise borçlu açısından bir yükümlülük haline getirmiştir. Bu durum, temerrüde düşme ve temerrüt faizi açısından önem taşımaktadır.

Tevdi hakkı BK. m. 91’de, Türk Ticaret Kanununda ise 624. maddede düzenlenmiştir. TTK. m. 624 poliçe ile ilgili olmakla beraber, 690. maddedeki atıf sebebiyle bonoda da uygulanır. TTK. m. 624’deki düzenleme, BK. m. 91’e göre daha özel bir düzenlemedir. BK. m. 91’de tevdi edilecek yeri, tediye yerindeki hâkim tayin eder denilmek suretiyle yetki hâkime verilmiştir. Bu kuralın istisnası ticarî eşyaya ilişkin olan son cümledir. Hükme göre ticarî eşya hâkim kararı olmaksızın bir ardiyeye tevdi edilebilir. Borçlar Kanunu’nun ticarî eşya için hâkim kararına ihtiyaç duymamasının sebebi ticarî iş ve işlemlerin bir an önce gerçekleştirilmesinin ticarî hayattaki önemidir[40]. Ticarî hayatta bazen bir gün hatta bir saat dahi önemli olabilir. Tevdi yeri tayin ettirmek için hâkime müracaat etmek zaman kaybına yol açacağı için böyle istisnaî bir düzenlemeye gidilmiştir. TTK. m. 624’deki düzenleme de aynı ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Fakat burada borç bir para borcu olduğu için ardiye değil noterden söz edilmiştir. Bu düzenleme BK. m. 91’e göre özel bir düzenleme olmakla birlikte, sözkonusu özellik tevdi yeri tayini konusunda kendisini göstermektedir. BK. m. 91’in aksine TTK. m. 624’de tevdi yeri tayini için hâkime gitme zorunluluğu kaldırılmış, böylece borçlunun işi biraz daha kolaylaştırılmış ve doğrudan doğruya notere giderek senet bedelini tevdi etme imkânı getirilmiştir. Bu farklılıklar ve tevdi edilecek şeyin mahiyetinden kaynaklananlar dışında tevdi konusunda iki hüküm arasında fark gözetmek doğru değildir. Özellikle, TTK. m. 624’de, tevdiin yükümlülük olduğu sonucunu doğuracak bir düzenleme bulunmamaktadır. Eğer Kanun tevdii bir yükümlülük olarak düzenleseydi “tevdi eder” yahut “tevdi etmek zorundadır” gibi bir ifade kullanırdı. Oysa TTK. m. 624, “tevdi edebilir” şeklinde bitmektedir. Bu düzenleme tarzından da, TTK. m. 624’te, tıpkı BK. m. 91’de olduğu gibi tevdiin bir borç ya da yükümlülük değil, tam tersine bir hak ya da yetki olarak düzenlediği sonucunu çıkarabiliriz.

Tevdii bir yükümlülük olarak nitelendirirsek borçlunun temerrüde düşmemek için ne zaman senet bedelini tevdi etmek zorunda olduğu sorusu ile de karşı karşıya kalırız. Zira borçlu, senet bedelini tevdi etmeden evvel, TTK. m. 620 ve 624 gereğince, iki günlük ibraz süresinin dolmasını beklemek zorundadır[41]. Bu süre dolduktan sonra tevdi etmiş olsa bile Yargıtay’ın yukarıda zikrettiğimiz kararlarına göre, bu iki gün için borçluyu yine mütemerrit saymak ve temerrüt faizine hükmetmek gerekir. Çünkü Yargıtay anılan kararlarda, vadenin dolmasıyla borçlunun temerrüde düşeceğine hükmetmiştir.

Öte yandan borçlunun üçüncü gün öğleden sonra giderek senet bedelini tevdi ettiğini fakat aynı gün öğleden önce senet hamilinin icra takibine başladığını düşünecek olursak, Yargıtay’ın kabul etmiş olduğu görüşe göre borçlu temerrüde düşmüş sayılacağı için icra masrafları borçluya ait olacaktır. Oysa borcunu ifa etmek için iki gün beklemek zorunda olan borçlunun bu sürenin sonunda tevdi yeri de tayin ettirdiği halde icra masraflarına katlanması adil bir sonuç değildir. Öte yandan ticarî hayat önemli ölçüde iyiniyet ve güvene dayanır. İki günlük ibraz süresi dolar dolmaz tevdi yeri için mahkemeye müracaat etmek ya da notere gitmek ve bu şekilde alacaklıya tevdi masraflarını ödetmek, taraflar arasındaki güveni zedeler. Güvenin zedelenmemesi için çoğu zaman borçlular ibraz süresi dolar dolmaz senet bedelini tevdi etmek yerine biraz daha beklemeyi tercih etmektedirler. İşte tamamen borçlunun iyiniyetinden kaynaklanan bu bekleme süresi içinde alacaklı icraya müracaat ederse, tevdi hakkını kullanmayan borçluyu sırf bu yüzden mütemerrit sayan bu görüş yine iyiniyetli borçlunun aleyhine sonuç doğurur.

Yargıtay’ın vermiş olduğu bu kararlarda borcun muaccel olması ile temerrüt birbirine karıştırılmış gibi görünmektedir. Çünkü Hukuk Genel Kurulu Kararında “Vadesinde ibraz olunup da ödenmeyen bononun hamili TTK.nun 637/11. maddesi gereğince temerrüt tarihi olan vadeden itibaren faiz talep edebilir.”görüşüne yer verilmiştir. Senet vadesi dolduğunda muaccel olur. Ama muacceliyet ile temerrüt aynı değildir. Temerrüt ibrazla başlar[42]. Gerçi belirli ve kesin vadeli işlemlerde vadenin dolmasıyla birlikte, ihtara gerek kalmaksızın borçlu temerrüde düşer (BK. m. 101/II). Belirli vadeli bonolarda da vade önceden taraflarca kararlaştırılmıştır. Fakat sırf belirli vadeli işlemdir diye vadenin dolduğu anda bono borçlusunu mütemerrit saymak doğru değildir[43]. Çünkü BK. m. 101/II hükmü götürülecek borçlar için geçerli bir hükümdür. Götürülecek borçlarda borçlu, vade dolar dolmaz alacaklıyı bulmak ve ödemek yapmak zorundadır. Oysa bonoya bağlanmış bir borç yukarıda da ifade edildiği gibi aranacak borçtur. Aranacak borçlarda borçlunun ifa için alacaklıyı bulma ya da onun ikametgâhına gitme yükümlülüğü yoktur. Tam tersine alacaklı borçlunun ikametgâhına giderek ifayı talep etmek durumundadır. Eğer alacaklı bunu yapmamışsa, işlem belirli vadeli bir işlem bile olsa, vadenin dolmasıyla borçlunun temerrüde düştüğü söylenemez. İşlemin belirli vadeli bir işlem olması sadece ihtar şartını ortadan kaldırır. Oysa daha önce de ifade ettiğimiz gibi borçlu temerrüdünün şartları sadece borcun muaccel olması ve alacaklının ihtarı değildir. Bu şartlardan bir tanesi de alacaklının ifayı kabul etmeye hazır olmasıdır. Bonoya bağlı borçlarda, borçlunun ikametgâhına giderek usulü dairesinde senedi ibraz etmeyen alacaklının, ifayı kabule hazır olduğunu söyleyemeyiz. Dolayısıyla, işlem belirli vadeli bir işlem de olsa ibraz olmadan borçlu temerrüdünün şartları gerçekleşmiş olmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun vermiş olduğu bu kararda başka çelişkiler de vardır. Kararda, “keşidecinin temerrüde düşmesi için TTK.nun 620. maddesindeki koşulun yerine getirilmesi yeterli olup, ayrıca protesto edilmesi borçtan sorumluluğu açısından yersizdir” denilmektedirTTK.’nun 620. maddesinde alacaklıya poliçeyi (bonoyu) iki gün içinde ibraz etme mecburiyeti yüklenmiştir. Şu halde Yargıtay Kararında geçen bu ifadeden borçlunun temerrüde düşmesi için alacaklının bonoyu iki gün içinde ibraz etmesi gerektiği sonucu çıkmaktadır. Hal böyle iken kararda borçlunun temerrüde düştüğüne hükmedilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu Kararına, Yargıtay’ın 1957 tarih ve 17/29 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının[44] dayanak yapılması da doğru değildir. Çünkü sözkonusu İçtihadı Birleştirme Kararı kambiyo senedine değil, adi senede bağlı bir borca ilişkindir. Gerçi Hukuk Genel Kurulu Kararında da bu hususa temas edilmiştir. Fakat Kararda “Nitekim 11.12.1957 tarih ve 17/29 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da adi senette dahi vadenin dolması halinde, faizin vade tarihinden itibaren istenebileceği kabul edilmiştir.”denilmek suretiyle, adi senetler için kabul edilen bir sonuç, poliçe ya da bono için evleviyetle kabul edilmelidir gibi bir yargıya varılmıştır.

Oysa sözkonusu İçtihadı Birleştirme Kararına dayanılarak bono için de aynı sonuçlara ulaşmak mümkün değildir. Çünkü adi senede bağlı para borçları götürülecek borçlardandır. Götürülecek borçlarda ifa yeri BK. m. 73/1’e göre alacaklının ikametgâhıdır. Bu tür borçlarda borçlunun temerrüde düşmesi için BK. m. 101/I’e göre borcun muaccel olması ve alacaklının ihtarı yeterlidir. Eğer belirli ya da kesin vadeli bir işlem sözkonusu ise aynı maddenin ikinci fıkrasına göre ihtara gerek yoktur. Yukarıda temerrüt bahsinde sözünü ettiğimiz diğer şartlar (borcun imkânsız olmaması, alacaklının ifayı kabule hazır olması ve borçlunun ifadan kaçınma hakkının bulunmaması) da gerçekleşmişse vadenin dolmasıyla borçlu temerrüde düşer. İşte anılan İçtihadı Birleştirme Kararı adi senede bağlı kesin vadeli götürülecek bir borca ilişkindir ve karar doğru bir karardır. Fakat belirli ya da kesin vadeli götürülecek borçlar için verilmiş böyle bir kararı sırf vade önceden belirlenmiştir diye aranacak borçlarda üstelik ciro yoluyla hızlı bir tedavül kabiliyetine sahip bulunan bonoda geçerli kabul etmek doğru değildir. Çünkü bonoda borcun aranacak borç olmasının ötesinde ödeme için ibraz zorunludur ve ibraza Kanun tarafından belli sonuçlar bağlanmıştır.

Sonuç olarak, her ne kadar Yargıtay son zamanlarda farklı kararlar vermiş olsa da, bono usulü dairesinde ibraz edilmeden borçlunun temerrüde düştüğünü söylemek, mevcut kanunî düzenlemeler karşısında mümkün değildir. Borçlunun mütemerrit sayılması için vadenin dolmasının yanısıra senedin yukarıda açıkladığımız şekilde usulü dairesinde yetkili hamil tarafından borçluya ibraz edilmesi ve fakat borçlu tarafından haklı bir sebep olmaksızın ödemenin yapılmaması gerekir.

B) ALACAKLININ TEMERRÜDÜ

1) Şartları

Görüldüğü gibi bir bono süresi içerisinde yetkili hâmil tarafından usulü dairesinde ibraz edilmediği taktirde hiçbir şey yapmadan bekleyen ve tevdi hakkını da kullanmayan borçlu mütemerrit sayılamaz. Acaba böyle bir durumda alacaklı temerrüde düşmüş sayılabilir mi?

Alacaklının temerrüdü BK. m. 90 vd.’da düzenlenmiştir. BK. m. 90’a göre, “yapılacak veya verilecek şey usulü dairesinde kendisine arz olunan alacaklı muhik bir sebep olmaksızın onu reddeder veya borçlunun borcunu ifa edebilmesi için tekaddümen kendi tarafından yapılması lâzımgelen muameleleri icradan imtina eder ise, mütemerrit addolunur.”

Hükme göre alacaklının temerrüde düşmesi için öncelikle borçlunun borca konu olan edimi gereği gibi ifaya arz etmesi gerekir. Bunun için borçlu hem maddî hem de hukukî anlamda ifaya hazır olmalıdır. Daha sonra edimi usulü dairesinde ifaya arz etmelidir[45]. Bunun için edimin, kararlaştırılan nitelikleri taşıyor olmasının yanısıra, ifa zamanında ve yerinde, ifayı kabule yetkili kişiye arz edilmesi de lâzımdır[46].

Alacaklı ise, edimi haksız bir biçimde reddetmeli ya da üzerine düşen hazırlık fiillerini yapmamalıdır. Hazırlık fiillerini yapmayan alacaklı, borçlu bu yüzden edimi ifaya arz edemiyorsa temerrüde düşer[47]. Aranacak borçlarda alacaklı, edimi kabul etmek için borçlunun ikametgâhına gitmeli ve bazı hallerde gerekli ifa işlemlerine katılmalıdır. Bu tür borçlarda alacaklının borçlunun ikametgâhına gitmesi de bir hazırlık fiilidir[48]. Alacaklının yerine getirmesi gereken hazırlık fiilleri için belirli bir tarih ya da süre tayin edilmişse, bu tarih ya da sürede üzerine düşen işleri yapmayan alacaklıyı temerrüde düşürebilmek amacıyla ifa teklifinde bulunmaya gerek yoktur. Sürenin dolmasıyla alacaklı mütemerrit olur. Alacaklı, belirli veya kesin vadeli bir aranacak borcun konusunu oluşturan edimi almadan vade ya da süreyi geçirecek olursa diğer şartlar da gerçekleşmişse mütemerrit olur. Bunun için borçlunun edimi ifaya arzetmesi de gerekmez[49].

Aranacak borçlarda sözlü ifa teklifi yeterlidir[50]. Fakat sözlü ifa teklifi için borçlunun, kimin alacaklı olduğunu bilmesi gerekir.

Bono borçluya ibraz edilmediği müddetçe, borçlunun edimi ifaya arz etme imkânı bulunmamaktadır. Bono hızlı bir tedavül kabiliyetine sahip olduğu için borçludan, kimin alacaklı olduğunu bilmesi ve bu kişiye yönelik sözlü ifa teklifinde bulunması da beklenemez. Bununla beraber, senet ibraz edilmediğine, dolayısıyla edim bu yüzden ifaya arz olunamadığına göre edimin haksız bir şekilde reddinden de söz edilemez.

Fakat ifanın gerçekleşebilmesi için üzerine düşen hazırlık fiillerinin alacaklı tarafından yerine getirilmemesi de edimin haksız bir biçimde reddedilmesi anlamına gelir. Çünkü borçlunun edimini arz etmesine engel olan alacaklı, bu tutumuyla ilerde edimi reddetmek niyetinde olduğunu da ortaya koymaktadır. Ayrıca hazırlık fiillerinin hukukî niteliği ile edimi kabulün hukukî niteliği de birbirine benzemektedir[51].

Şu halde, bonoya bağlı borçların aranacak borç olması ve alacaklının vadeden itibaren iki gün içinde senedi ibraz mecburiyeti bulunması dolayısıyla, ibraz süresi geçirilmiş ve senet usulü dairesinde ibraz edilmemişse alacaklının temerrüde düşeceğini söyleyebiliriz[52]. Çünkü alacaklı üzerine düşen hazırlık fiillerini süresi içinde yerine getirmemiştir. Bono alacaklısının yerine getirmesi gereken hazırlık fiili, senedi usulü dairesinde ve ibraz müddeti içinde borçluya ibraz etmektir.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, usulü dairesinde ibrazdan söz edebilmek için senet, öncelikle, yetkili hâmil tarafından, ödeme yerinde muhataba ibraz edilmelidir[53]. Ayrıca, TTK. m. 621’e göre ibraz eden, ödeme ve ibra şerhi yahut bir makbuz karşılığında senedi borçluya terk etmeye de hazır olmalıdır. İbraz eden senedi göstermekle beraber ibra şerhi yazmaya veya makbuz vermeye ve senedi ödeyecek kişiye terk etmeye yanaşmazsa, bu gerçek anlamda bir ibraz sayılamaz[54]. Böyle bir durumda senedin ibraz edilmediğini kabul etmek gerekir. Ödeme yerinde yapılmayan ibraz için de aynı şekilde düşünmek lâzımdır. Örneğin senedin borçlunun ticarî ikametgâhında ibraz edilmesi gerekirken bu yapılmamış ve tesadüfen yolda yahut başka bir mekânda borçlu ile karşılaşan alacaklı senedi ibraz etmek istemişse, bu ibraz usulü dairesinde yapılmış bir ibraz sayılamaz. Çünkü borçludan sürekli olarak yanında çok miktarda para taşımasını ve ödeme yapmaya her yerde hazır olmasını bekleyemeyiz.

Sonuç olarak bonoda, ifa yerinin borçlunun ikametgâhı olması durumunda, ibraz süresi içerisinde alacağını tahsil etmek üzere borçlunun ikametgâhına giderek senedi ibraz etmeyen alacaklı temerrüde düşer[55]. Çünkü ifa için üzerine düşen hazırlık fiillerini yerine getirmemiştir. Öte yandan, yetkili hamil senedi ibraz etse bile bir ibra şerhi yazarak borçluya teslim etmediği ya da teslime hazır olduğunu göstermediği taktirde borçlu ödemeyi reddedebilir[56]. Bu durumda da alacaklının ifa için kendi üzerine düşen hazırlık fiillerini yerine getirmediği için temerrüde düştüğünü kabul etmek gerekir. Senedi ibraz eden kişinin yetkili hamil olmaması ya da senedin ödeme yerinden başka bir yerde ibraz edilmesi halinde de sonuç aynıdır.

2) Sonuçları

Alacaklı temerrüdünün sonuçlarını genel ve özel sonuçlar olmak üzere iki başlık altında incelemek mümkündür. Genel sonuçlar, Borçlar Kanununda açıkça düzenlenmeyen fakat Kanunun muhtelif hükümlerinden çıkarılan sonuçlardır.

Bunlardan ilki, borçlunun sorumluluğunun hafiflemesidir. Alacaklı temerrüde düşmüşse, borçlunun edimi elinde bulundurmakta bir yararı kalmadığı için sorumluluğu hafifler. Sadece kasıt ve ağır ihmalinden dolayı sorumlu tutulur (BK. m. 98/I)[57].

Bunun dışında hasar, temerrüde düşen alacaklıya geçer, alacaklı ödemezlik def’i ileri süremez ve daha önce borçlu temerrüde düşmüşse, borçlunun temerrüdü sona erer[58].

Bir diğer genel sonuç ise borçlunun bazı masrafları alacaklıdan talep edebilmesidir. Buna göre borçlu, alacaklı yararına yapmış olduğu masrafları vekâletsiz işgörme hükümlerine göre talep etme hakkına sahip olur. Örneğin, sigorta primleri ve malın muhafazası için yapılan masraflar gibi[59].

Sözleşmeden doğan faizlerin işlemeye devam edip etmeyeceği ise tartışmalıdır[60].

Özel sonuçlar ise borçluya tanınmış tevdi hakkı, satma hakkı ve sözleşmeden dönme hakkıdır[61]. Para borçlarında satma ve sözleşmeden dönme hakları sözkonusu olamaz. Genel sonuçlar ise her borç ilişkisinde karşımıza çıkabilen sonuçlardır. Bu nedenle aşağıda özellikle tevdi hakkı üzerinde durulmuştur.

Daha önce de ifade edildiği gibi tevdi hakkı ile ilgili genel düzenleme BK. m. 91’de yer almaktadır. Fakat bu hak TTK. m. 624’de özel olarak ayrıca düzenlenmiştir. TTK. m. 624’de alacaklıya senet bedelini notere tevdi etme yetkisi tanınmıştır. Böylece alacaklıya bir kolaylık sağlanmış ve bir an önce borcundan kurtulabilme imkânı verilmiştir. Bu hüküm BK. m. 91 hükmünü bertaraf eden bir hüküm değildir. Diğer bir deyişle, özel hüküm varken genel hüküm uygulanmaz kuralı burada geçerli değildir. Notere tevdi imkânı, alacaklıya tanınmış ek bir imkândır. Nitekim Yargıtay da alacaklı temerrüde düştüğü taktirde borçlunun senet bedelini notere veya hâkiminin tayin ettiği tevdi yerine yatırabileceğine hükmetmiştir[62]. Uygulamada da noterler bu tür tevdileri kabul etmekte çekingen davrandıkları için tevdi yerini hâkime tayin ettirme yolu daha çok tercih edilmektedir.

Tevdi yerini tâyin edecek hâkim BK. m. 91’e göre ödeme yerindeki hâkimdir. Dolayısıyla yetkili mahkeme kural olarak borçlunun ikametgâhı mahkemesidir. Görevli mahkeme ise sulh hukuk mahkemesidir (HUMK. m. 8/II-4).

Alacaklının temerrüde düştüğünü borçlu ispat etmek durumundadır. Fakat bu durum bir hukukî işlem değil, maddî fiil olduğundan her türlü delille ispat edilebilir[63]. Bono süresinde ibraz edilmediği zaman ibrazın vaki olmadığını ispat etmek çok zor hatta imkânsızdır. Çünkü burada borçlu olumsuz bir durumu ispat etmek mecburiyetindedir. Keşideci senedi düzenleyip lehtara verirken bir fotokopisini alıp saklamamışsa ya da bir senet teslim tutanağı imzalanmamışsa, bono verdiğini de ispat edemeyebilir. Borçlunun, senedin kendisine ibraz olunmadığını ispat edebilmesinin tek yolu, ibraz müddeti olan iki gün boyunca, sürekli olarak yanında iki şahit ile ödeme yerinde beklemesi ve şahitlerin mahkemede alacaklının ibraz süresi içinde gelerek senedi ibraz etmediği yönünde şahadette bulunmalarıdır. Oysa böyle bir durum hayatın olağan akışına aykırıdır. Ayrıca ticarî hayatta bir kimsenin farklı lehtarlar için çok sayıda senet düzenlemesi de az karşılaşılan bir durum değildir. Bu durumda bir kimseden, özellikle tacirlerden, vadesi gelen her senet için iki şahitle birlikte iki gün boyunca mesai saatleri içinde işyerinde beklemesini istemek hayatın olağan akışına aykırıdır. Üstelik tevdi yeri tâyini acele işlerdendir. Mahkemenin bir an önce karar vermesi gerekir. Oysa şahit dinlenmesine karar verildiği taktirde tevdi yeri tâyini gecikir. Bu nedenle hâkimin ispat konusunda katı davranmaması gerekir. Bu konuda doktrinde[64], tevdi yeri tâyin edilirken hâkimin tevdi şartlarının oluşup oluşmadığını araştırmaması gerektiği de ifade edilmektedir. Bize göre de hâkim, ibrazın gerçekleşmediğini iddia eden borçlunun bu iddiasını yeterli sayarak tevdi yeri tâyin etmelidir. Çünkü, hâkim borçlu ile alacaklı arasındaki bir ihtilafla ilgili karar vermemektedir. Eğer alacaklı senedi ibraz ettiğini iddia ediyorsa, onun bu iddiasını şahit ya da ihbarname gibi bir delil ile ispat etmesi daha kolaydır.

Hâkim kararında, tevdi edilen bedelin tevdi alan tarafından alacaklıya, senedin teslimi ve hatta arkasına ibra şerhinin yazılması karşılığında ödeneceğini belirtmelidir. Bu cümleden olmak üzere, senedin keşidecisi, lehtarı, keşide tarihi, vadesi ve varsa numarası gibi senedi tanımaya yarayan hususların da kararda zikredilmesi gerekir. Aksi halde tevdi alan, bunu alelade bir alacak gibi düşünüp senedi almadan ödeme yapabilir. Ya da senet doğru olarak tarif edilmezse, özellikle birden fazla senedin olduğu hallerde hangisinin teslimi karşılığında ödeme yapacağını bilemeyebilir. Ayrıca, yetkili hâmile ödeme yapıldıktan sonra senedin borçluya teslim edileceğinin de kararda belirtilmesinde yarar görüyoruz.

Senedin yetkili hâmilinin kim olduğu bilinemeyeceği için tevdi kararının yetkili hâmile tebliği de çoğu zaman mümkün değildir. Bu durumda tebligat lehtara yapılmalıdır.

  1. m. 91’de “borçlu hasar ve masrafları alacaklıya ait olmak üzere vereceği şeyi tevdi ederek borcundan beraet edebilir” denilmiştir. Şu halde tevdi masrafları alacaklıya aittir. Tevdi masraflarından anlaşılması gereken sadece saklama giderleri değildir. Yargılama giderlerini de bu kapsamda mütalâa etmek gerekir. Nitekim TTK. m. 624’deki düzenleme de bu görüşü doğrulamaktadır. Bu maddede de “borçlu masraf ve hasar hâmile ait olmak üzere poliçenin bedelini notere tevdi edebilir” denilmektedir. Fakat uygulamada, tevdi kararı ile birlikte yargılama giderlerine hükmedilmesi konusunda çekingen davranılmaktadır. Bu durumda borçlunun yapması gereken, mahkeme ya da noterden aldığı, tevdi esnasında yapmış olduğu masraflara ilişkin belgeleri ibraz ederek alacaklı aleyhine ilâmsız takip yapmaktır. Bu belgeler İcra ve İflas Kanunun 68. maddesinde sözü edilen resmî dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri belgelerden oldukları için doğrudan doğruya icra takibine konu olabilirler. Şayet temerrüde düşmek suretiyle tevdie sebep olan alacaklı icra takibine itiraz edecek olursa, takip İİK. m. 68 çerçevesinde yapıldığı için İcra Mahkemesi tarafından itirazın kaldırılmasına ve talep halinde % 40 tazminata hükmedilir (İİK. m. 68/son).

Bazen borçlu, belli aralıklarla ödenmek üzere bir dizi senet keşide edebilir. Özellikle taksitle satımlarda yahut özel okul veya dershane gibi kurumlara yapılacak ödemeler sözkonusu olduğunda bu durumla sık karşılaşılmaktadır. Böyle bir durumda alacaklı, bir senedi süresinde ibraz etmediği için temerrüde düşmüşse, uygulamada, kalan senetler için de aynı karar ile tevdi yeri tâyin edilmektedir. Henüz vadesi gelmediği ve alacaklı temerrüdü oluşmadığı halde kalan senetler için de tevdi yeri tâyin edilmesi teorik olarak doğru görülmeyebilir. Çünkü mahkeme kararları ancak somut olaylar ve gerçekleşmiş hukukî ihtilaflar için verilebilir. Soyut ve olması muhtemel konularda karar verilemez. Bununla beraber bu uygulama, süresinde senedi ibraz etmemek suretiyle borçluya eziyet etmek isteyen kötüniyetli alacaklıların amaçlarına ulaşmalarına engel olması bakımından yerinde bir uygulamadır. Öte yandan hâkim henüz vadesi gelmemiş senetler için de tevdi yeri tâyin ederken alacaklının senedi ibraz ederek elden ödeme yapılmasını sağlama hakkını elinden almamaktadır. Eğer alacaklı iyiniyetliyse ve elinde olmayan sebeplerle bir senet için temerrüde düşmüşse, tevdi yeri tâyinine rağmen dilerse yine elden ödemenin yapılmasını sağlayabilir. Çünkü tevdi yeri tâyin edilmesi, ödemenin mutlaka bu yere yapılacağı anlamına gelmez. Alacaklı diğer senetleri ibraz süresi içinde ibraz etmek suretiyle elden ödeme yapılmasını sağlayabilir.

TTK. m. 624’de borçluya tanınan ek imkân, senet bedelinin notere tevdiidir. Kanun, hasar[65] ve masrafı hâmile ait olmak üzere senet bedelinin notere tevdi edilebileceğini düzenlemiş fakat bunun şeklini ve tevdiin hangi notere yapılacağını düzenlememiştir.

Bu konu Noterlik Kanunu m. 63 vd.’da düzenlenmiştir. Bu hükümlere göre, notere tevdi edilen emanet para, en geç ertesi gün bankadaki noterlik emanet cari hesabına hak sahibinin adı, soyadı ve adresi de gösterilmek suretiyle yatırılır (NK. m. 64/I). Fakat kambiyo senetlerinde yetkili hâmilin kim olduğu bilinemediği için hak sahibinin kimlik bilgileri yazılamayacaktır. Olsa olsa lehtarın kimlik bilgileri yazılabilir. Fakat senedin ciro edilmesi durumunda lehtarın hak sahibi olarak bankaya bildirilmesi, paranın ödenmesi sırasında bazı sorunların yaşanmasına neden olur. Bu sorun mahkeme tarafından tevdi yeri tâyin edildiği hallerde de yaşanmaktadır. Bu nedenle konuya aşağıda ayrıca temas edilmiştir.

Noterin yapacağı ikinci iş, yine yetkili hâmil bilinmediği için lehtara bir ihbarname göndermektir. TTK. m. 624’de tevdi masraflarının hâmile ait olacağı öngörülmüştür. Şu halde ihtarname ve diğer noter harç ve masraflarının alacaklının alacağından kesilmesi gerekir. Fakat uygulamada bu masraflar borçludan talep edilmektedir. Borçlunun yapmış olduğu masrafları alabilmesi için dâva açmaktan ya da yukarıda ifade edildiği gibi alacaklı aleyhine ilâmsız takip başlatmaktan başka bir çaresi kalmamaktadır. Fakat yapılan masraflar dâva açmaya ya da icra takibi başlatmaya değecek boyutta olmadığı için çoğu zaman bu yola da gidilmemekte ve her ne kadar Kanun hasar ve masraf alacaklıya aittir dese de, fiiliyatta masraflar borçlunun üzerinde kalmaktadır. Bu sakıncayı ortadan kaldırabilmek için borçludan masraf alınmayıp, bunu yerine tüm masrafların alacaklının alacağından kesilmesinin faydalı olacağını düşünüyoruz.

Paranın yatırılacağı banka millî bir bankadır (NK. m. 63/II). Emanet paranın tahsil ve ödenmesinde makbuz kullanılır. Tahsilât makbuzunun ilk nüshası emaneti yatırana verilir. (NK.m. 64/II). Para hak sahibine noterlikçe verilecek çek karşılığında ödenir (NK. m. 64/III). Noter çeki vermeden önce yetkili hâmilden senet ile birlikte bir ibraname alır.

Yetkili hâmil senet ile birlikte müracaat ederek parayı almazsa, zamanaşımı süresinin sonunda bu para hazineye intikal ettirilir (NK. m. 66/II).

Bütün bu işlemleri yapmaya yetkili noter, ödeme yerindeki noterdir. Ödeme yerinde birden fazla noter varsa bunlardan herhangi birine müracaat edilebilir.

C) İFAYA ENGEL OLAN DİĞER SEBEPLER

Bu konu BK. m. 95’de düzenlenmiştir. Hükme göre, verilecek şey ya da yapılacak iş, alacaklıyla ilgili sebeplerden veya borçlunun kusuru olmaksızın alacaklının şahsında tereddüt edilmesinden dolayı alacaklı ya da yetkili temsilcisine arz edilemezse borçlu, tıpkı alacaklı temerrüdünde olduğu gibi edimi tevdi etmek ya da akdi feshetmek hakkına sahiptir. Şu halde tevdi hakkı sadece alacaklı temerrüdünde sözkonusu olmamakta, alacaklıdan kaynaklanan sebeplerle ifanın gerçekleşmediği hallerde de mümkün olabilmektedir[66]. Bu hüküm, alacaklı temerrüde düşmese bile bazı hallerde borçluya edimi tevdi etme imkânı vermektedir. Özellikle alacaklının kim olduğunun bilinmemesi halinde borçlu BK. m. 95’e göre edimi tevdi ederek borçtan kurtulabilir. Alacaklının ölmesi ve mirasçılarının bilinmemesi ya da emre yazılı senedin ciro yoluyla devredilmesi ve yetkili hâmilin senedi ibraz etmemesi yüzünden kimin yetkili hâmil olduğunun borçlu tarafından bilinememesi hallerinde bu hükme dayanılarak edimin tevdi edilmesi mümkündür[67]. Şu halde, bono borçluya ibraz edilmediği zaman, alacaklı temerrüdünün şartları oluşmasa bile, BK. m. 95’e göre borçlunun edimi tevdi etme hakkı bulunmaktadır. Bu durumda da tevdi masrafları alacaklıya aittir.

D) BU KONUDA UYGULAMADA ORTAYA ÇIKAN BAZI SORUNLAR

Uygulamada tevdi konusunda bazı sorunlar yaşanmaktadır. Bunlardan bir tanesi yukarıda da belirttiğimiz gibi tevdi masrafları, özellikle yargılama giderleri ile ilgilidir. BK. m. 91 ve TTK. m. 624 deki düzenlemelerin aksine bu giderler çoğu zaman borçlunun üzerinde kalmaktadır. Çünkü tevdi yerini tâyin eden mahkeme alacaklı aleyhine yargılama giderlerine hükmetmemekte, noterler de masrafları borçludan alma cihetine gitmektedirler. Bu durumda yaptığı masrafları almak isteyen alacaklı için dava açmak ya da icra takibinde bulunmaktan başka çare kalmamaktadır. Özellikle masrafların yüksek olmadığı hallerde pek çok kimse bu yola gitmek istememektedir. Çünkü bazen masraf alacağı için açılan dâva yahut yapılan icra takibinin masrafı, alacaktan fazla olabilmekte ve dâvacı bu masrafların tamamını alamamaktadır. Alacağından emin olsa bile pek çok kimse küçük meblağlar için emek ve zaman kaybetmek istememektedir.

Oysa borçlu iyiniyetli olarak borcunu ödemek istemektedir. Temerrüde düşen taraf alacaklıdır. Bu masraflara alacaklının katlanması gerekir. Şayet yargılama ya da noter giderleri borçlunun üzerinde kalırsa, borçluya eziyet etmek isteyen kötüniyetli alacaklı her seferinde temerrüde düşer. Böylece borçlunun hem emek ve zaman harcamasını hem de masraf yapmasını sağlar. Üstelik senet bedelini kendi ikametgâhında ödeme yetkisine sahip olan borçlu bu imkândan da yoksun olur. Parayı mahkemenin tâyin ettiği yere ya da notere kadar götürmek zorunda kalır. Her ne kadar gerek TTK. m. 624 gerekse BK. m. 91’de hasarın alacaklıya ait olacağı öngörülmüş olsa da, bu düzenlemeler tevdiden sonra gerçekleşen hasarı kapsar. Tevdiden önce hasar yine borçlunun üzerinde kalır. Örneğin parayı notere götürmek üzere yola çıkan borçlu yolda kaybetse ya da çaldırsa bunun sorumluluğu tamamen kendisine aittir. Alacaklı tevdi masraflarına da katlanmadığı zaman neredeyse hiçbir riske ya da tehlikeye maruz kalmaksızın alacağına kavuşmakta, temerrüde düşmesi kendi aleyhine değil, borçlu aleyhine sonuç doğurmaktadır. Bu tür haksız ve istenmeyen sonuçların önlenebilmesi için yargılama giderleri alacaklıya yüklenmeli, senet bedeli notere tevdi edilmişse noter, ihtarname vb. masrafları borçludan almak yerine tevdi edilecek paranın içinden alarak kalan miktarı alacaklıya ödenmek üzere bankaya yatırmalıdır.

Yargılama giderleri ile bağlantılı olan bir diğer sorun ise icra masraflarıdır. Senedi süresi içinde ibraz etmeyen alacaklı daha sonra doğrudan doğruya icraya müracaat ederse, yine uygulamada icra masrafları borçluya yüklenmekte ve borçlu önemli miktarda bir masraf ödemek zorunda kalmaktadır[68]. Oysa bu da haksız ve yanlış bir uygulamadır. Çünkü icra masraflarına sebep olan borçlu değildir. Senet ibraz edilseydi borçlu senet bedelini ödeyecekti. İbraz edilmediği için ödeme imkânından mahrum olmuştur. Yukarıda sözü edilen Yargıtay Kararlarında da ifade edildiği gibi bu duruma düşmek istemeyen borçlunun senet bedelini tevdi ederek icra masraflarından kurtulabileceği, bu yola gitmeyen borçlunun masraflara katlanmak zorunda olduğu söylenilebilir. Fakat daha önce de ifade ettiğimiz gibi tevdi bir yükümlülük değil haktır. Borçlu dilerse bu haktan yararlanır. Sırf bu haktan yararlanmadığı için borçluyu böyle bir yükümlülük ile karşı karşıya bırakmak hem hukuka hem de adalete aykırıdır. Üstelik uygulamada tevdi masraflarının kendi üzerinde kalacağını bilen, bu masrafları alabilmek için ayrı bir dava açmak zorunda kalacağını ve uzun süre uğraşacağını belki de istediği neticeyi elde edemeyeceğini düşünen bir borçludan tevdi yeri tayin ettirmesini beklemek ne kadar doğru olabilir? Kaldı ki tevdi yeri tâyin ettirmek sanıldığı kadar kolay olmayıp, bankacılık uygulamalarından kaynaklanan ve aşağıda izah olunan başka zorluklar da vardır. Bütün bu zorluklar karşısında kendisine tanınmış olan bir hakkı kullanmayan borçluyu icra masrafları ile karşı karşıya bırakmak ya da Yargıtay’ın yukarıda eleştirdiğimiz kararlarında olduğu gibi mütemerrit saymak kesinlikle doğru bir yaklaşım olamaz.

Süresi içinde ibraz edilmeyen bonolar ile ilgili bir başka sorun da haksız protestolardır. Uygulamada bazı senet hâmillerinin senedi ibraz etmedikleri halde protesto çektikleri görülmektedir. Protestonun özellikle tacirler açısından ağır sonuçları vardır. Böyle bir sonuçla karşılaşmak istemeyen borçlular haksız protestoların kaldırılması için dava açmak zorunda kalmaktadırlar. Yargıtay’ın zamanında ibraz edilmeyen senet bedelinin tevdi edilmemesi halinde borçlunun mütemerrit sayılacağı yolundaki görüşü kabul edilirse, bu tür protestoları da haksız protesto saymak mümkün olmayacaktır. Ancak Konya 1 Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan protestonun kaldırılmasına ilişkin bir davada mahkeme, ibraz zamanında yapılmadığı için protestonun haksızlığına hükmetmiş, Yargıtay da bu kararı onaylamıştır[69]. Yargıtay’ın bu kararı da yukarıda eleştirdiğimiz kararlarla çelişmektedir.

Bu konuda ortaya çıkan bir başka sorun ise bankacılık uygulamalarından kaynaklanmaktadır. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, tevdi notere yapıldığı zaman noter bu parayı millî bir bankaya yatırmak zorundadır. Kanunda zorlayıcı bir hüküm olmamakla birlikte, hâkimler de tevdi yeri olarak bankaları tâyin etmektedirler. Gerçi hâkim paranın mahkeme veznesine yatırılmasına da karar verebilir. Fakat özellikle yüksek meblağlar sözkonusu olduğu zaman en azından güvenlik gerekçesiyle mahkeme veznesinin değil de bir bankanın tevdi yeri olarak tâyin edilmesi doğru bir yaklaşımdır. Adliye mensuplarına ödenecek paralarla adliye ile ilgili iş ve işlemler sebebiyle ödenecek paraların hangi bankada toplanacağına karar verme yetkisi Adalet Bakanlığı’na aittir. Bakanlık bu yetkisini kullanmak suretiyle Akbank ile bir anlaşma yapmıştır. Bu anlaşma gereğince 2005 yılının başından itibaren tevdi yeri olarak bu banka tâyin edilmektedir. Bankalar, Avrupa Birliği uyum kanunları çerçevesinde yapılan düzenlemeler gereğince artık hesap sahibinin vergi numarası ile vatandaşlık numarası olmadan hesap açmamaktadırlar. Bu nedenle tevdi kararı ile bankaya gidildiğinde, banka borçludan, senet lehtarının vergi ve vatandaşlık numaralarını istemekte ve lehtar adına bir hesap açmaktadır. Oysa borçlu lehtarın kimlik numarası ya da vatandaşlık numarasını bilmeyebilir. Bu durumda mevcut uygulama karşısında hesap açılamamaktadır. Diğer bir ifadeyle, elde bir mahkeme kararı olmasına rağmen bu karar uygulanamamaktadır. Bu sorun sadece kambiyo senetlerinde değil, tevdiin sözkonusu olduğu her halde karşılaşılacak bir sorundur. Örneğin adi bir alacağın alacaklısı ölmüş, geride çok sayıda mirasçı bırakmış ve fakat mirasçılar veraset ilamı da almamışlarsa, borçlu kime ödeme yapacağını bilemez. Böyle bir durumda borcundan kurtulmak isteyen borçlunun yapabileceği tek şey tevdi yeri tâyin ettirmektir. Fakat banka alacaklıların vergi ve vatandaşlık numaralarını istediği taktirde borçlunun bunu temin etmesi imkânsızdır. Çünkü alacaklının ölümü ile alacak hakkı mirasçılara geçmiştir ve kimin mirasçı olduğu hukuken belli değildir. Bu sorun son zamanlarda ortaya çıkmış ve bu makalenin kaleme alındığı sıralarda da henüz çözülememiştir. Sorunun çözümü için bankaların bu amaçla boş bir hesap (veya bir tevdi hesabı) açarak tevdi edilen paraları bu hesaba yatırmaları ve alacaklı bankaya gelerek senedi ibraz ettiği zaman bu hesaptan ödeme yapmaları düşünülebilir.

Bankacılık uygulamalarından kaynaklanan başka bir sorun ise, banka hesabının lehtar adına açılmasıdır. Hesap lehtar adına açıldığında parayı çekme yetkisi de lehtara ait olmaktadır. Bu nedenle senet hâmili, bedelin tevdi edildiğini öğrenerek bankaya gitse bile, lehtar olmadan parayı çekememektedir. Uygulama bu yönüyle de hem BK. m. 91 hem de TTK. m. 624’ün amacına uygun değildir.

E) SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Bonoda ödeme yeri kural olarak borçlunun ikametgâhıdır. Bu tür borçlar aranacak borçlardır. Bu nedenle alacaklının, borçlunun ayağına giderek senedi ödeme için ibraz etmesi gerekir. Ancak borçlunun, senedin arkasına bir ibra şerhi yazılarak ya da bu amaçla ayrı bir makbuz tanzim edilerek kendisine teslim edilmesini talep etme hakkı da vardır. Alacaklı bu talebi yerine getirmediği taktirde borçlu ödemeden imtina edebilir. Bu durumda senet bedelini ödemeyen borçlu mütemerrit sayılamaz. Bono borçlusunun mütemerrit sayılabilmesi için, senet kendisine usulüne uygun olarak ibraz edildiği halde ödeme yapmamış olması lâzımdır. İbraz süresi içerisinde senet ibraz edilmezse borçlunun senet bedelini tevdi etme hakkı vardır. Fakat tevdi bir haktır. Yükümlülük ya da mecburiyet değildir. Özellikle, yukarıda izah ettiğimiz güçlükler sebebiyle, senet borçlusunu tevdi mecburiyeti altında bırakmak, tevdi etmediği zaman mütemerrit saymak doğru bir yaklaşım değildir. Hukuka ve adalete uygun olan çözüm tarzı, ibraz süresi geçtiği halde senet ibraz edilmemişse, alacaklıyı mütemerrit addetmektir. Bu durumda borçlu dilerse tevdi hakkından yararlanabilir. Fakat borcundan kurtulmak isteyen iyiniyetli borçlu bu haktan yararlanmak isterse, tevdi masrafları ile karşı karşıya bırakılmamalı, ayrıca yukarıda izah ettiğimiz sorunlar çözülerek tevdi kolaylaştırılmalıdır.

Ayrıca alacaklı senedi ibraz etmeden icra takibi başlatırsa, icra masrafları borçluya değil alacaklıya yüklenmelidir. Böylece, kötüniyetli bir vekilin, sırf vekâlet ücreti alabilmek için, ibraz olmadan icra takibi başlatmasının da önüne geçilmiş olur.

Bu sorunların çözülebilmesi için senetlerin banka aracılığı ile tahsil edilmesi usulü yaygınlaştırılmalıdır. Gerçi 332 sıra no.’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği[70] ile miktarı 8000 YTL.’yi aşan ödemelerin bankalar, özel finans kurumları ya da PTT. aracılığıyla yapılması mecburiyeti getirilmiştir. Fakat uygulamada bu tebliğe yeterince riayet edilmemektedir. Bunun sebeplerinden biri vergi yükümlülüğü ile karşı karşıya kalmamak, ikincisi ise bankaya komisyon ödememektir. Ayrıca bu tebliğin yeterince bilindiğini de sanmıyoruz. Kanaatimizce, tebliğ hayata geçirilmeli ve bankalar aracılığı ile tahsilat yaygınlaştırılmalıdır. Bu sadece malî disiplin açısından değil, ihtilafların ve dolayısıyla mahkemelerin iş yükünün azaltılması açısından da önemlidir. Fakat bunun için bankaların bu tür tahsilatlardan komisyon almaması yönünde kanunî düzenlemeler de yapılmalıdır.

Eğer senet miktarı 8000 YTL.’yi aşıyor ise hâkim başka bir delil aramadan tevdi yeri tâyin etmelidir. Çünkü yukarıda anılan tebliğ gereğince böyle bir durumda alacaklının elden tahsil yetkisi bulunmamaktadır. Sözkonusu tebliğe göre borçlunun da bu tür ödemeleri banka, özel finans kurumu ya da PTT. aracılığı ile yapma yükümlülüğü vardır. Bu yükümlülüğe uymayan alacaklı ve borçlunun özel usulsüzlük cezası ile cezalandırılacağı öngörülmüştür[71]. Bu nedenle, iki günlük ibraz müddeti içinde borçluya bir bankadan ihbarname gelmemişse, borçlunun tevdi mahalli tâyin ettirme hakkı vardır. Hatta anılan tebliğin yürürlüğe girmesinden sonra alacaklı, 8000 YTL.’yi aşan bir senedi elden tahsil etmek için süresinde ibraz etse bile borçlunun ödeme yapmama hakkının olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü tebliğ ile banka vs. vasıtasıyla ödeme yükümlülüğü getirilmiştir. Böyle olunca, alacaklının elden tahsil talebini reddeden borçluyu mütemerrit saymanın da doğru olmayacağını düşünüyoruz.

Notere tevdi TTK. m. 624’de pratik bir çözüm olarak öngörülmüş ise de bu hüküm uygulamada pek işlememektedir. Kanaatimizce bu hüküm değiştirilmeli ve noter devreden çıkarılmalıdır. Nasıl ki BK. m. 91’de ticarî eşya hâkim kararı olmaksızın bir ardiyeye tevdi edilebiliyorsa, poliçe ya da bononun bedeli de notere müracaat edilmeksizin bankaya tevdi edilebilmelidir. Zaten Noterlik Kanunu’na göre noter de bu parayı en geç ertesi gün bankaya yatırmak zorundadır. Yetkili hâmil noterden alacağı çek ile bankaya müracaat ederek parasını çekmektedir. Bu uygulama hem formaliteleri hem de masrafı arttırmaktadır.

Bankalar bu amaçla bir tevdi hesabı açmalıdır. Hesap açılırken lehtar adına açılmamalıdır. Alacaklı bilgileri yerine senet bilgileri girilmeli ve senedin yetkili hâmiline ödeme yapılmalıdır. Bankaya, tıpkı keşideci gibi, senedi ibraz edenin yetkili hâmil olup olmadığını inceleme mükellefiyeti yüklenmelidir.

* Prof. Dr. Fikret Eren’e Armağan, Ankara 2006, s. 35 – 62 arasında yayınlanmıştır. (Adı geçen Armağan Yetkin Yayınları tarafından basılmıştır).

*  S.Ü. Hukuk Fakültesi Medenî Hukuk ABD. Öğretim Üyesi

[1]  Gernhuber, J., Die Erfüllung und ihre Surrogate, Tübingen 1983, s. 15 – 17; Eren, F., Borçlar Hukuku genel Hükümler, Gözden Geçirilmiş 8. Bası, İstanbul 2003, s. 905; Tekinay, S. S. / Akman, S. / Burcuoğlu, H. / Altop, A., Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Yeniden Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş Yedinci Baskı, İstanbul 1993, s. 808 – 809; Oğuzman M. K. / Öz, T., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş Dördüncü Bası, İstanbul 2005, s. 258; Akıncı, Ş., Borçlar Hukuku Bilgisi, 3. Baskı, Konya 2006, s. 205.

[2]  Oğuzman / Öz, 256; Akıncı, 205.

[3]  Öztan, F. Kıymetli Evrak Hukuku, 2. Bası, Ankara 1997, s. 210 – 211; Poroy / Tekinalp, Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, Genişletilmiş 16. Bası, İstanbul 2005, s. 76.

[4]  Öztan, 249 vd.

[5]  Öztan, 199 vd.

[6]  Tekinay / Akman / Burcuoğlu / Altop, 241; Oğuzman / Öz, 922, 939.

[7]  Öztan, 369.

[8]  Öztan, 360 vd.; Poroy / Tekinalp, 73 vd.; Kınacıoğlu, N., Kıymetli Evrak Hukuku, Genişletilmiş ve Gözden Geçirilmiş 4. Bası, Ankara 1993, s. 52 – 53.

[9]  Poroy / Tekinalp, 20-21.

[10] Poroy / Tekinalp, 21.

[11] “Muhatap emre muharrer senet kendisine ibraz edilmedikçe, ödemek mecburiyetinde değildir”. (Y.TD. 22.5.1958 – 1420 / 1396, Kaçak, N., İçtihatlarla Bono, Ankara 2001, s. 136).

[12] Oğuzman / Öz, 268 vd.; Tekinay / Akman / Burcuoğlu / Altop, 826 vd.; Eren, 945 vd.; Akıncı, 210.

[13] Hirş, E., Ticaret Hukuku Dersleri, Üçüncü Bası, 1948, s. 505; Poroy / Tekinalp, 184; Öztan, 670.

[14] Poroy / Tekinalp, 276.

[15] Poroy / Tekinalp, 183.

[16] Poroy / Tekinalp, 245. Öztan, 991; “Kambiyo senetlerinden kaynaklanan borç BK’nın 73. maddesinde belirtilen düzenlemenin aksine aranılacak borç niteliğindedir. Ancak, takip konusu senedin incelenmesinde tarafların HUMK’un 22. maddesi gereğince İzmir Mahkemelerinin yetkisini kabul ettikleri anlaşılmaktadır.

Anılan yetki sözleşmesi kamu düzenine aykırı olmadığına göre mahkemece yetki itirazının reddi ile işin esasının incelenmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.” Y. 12. HD. 30.12.2004, E. 2004/23184, K. 2004/27517 . (Mevdata Mevzuat ve içtihatlar Programı, www.mevdata.com.tr).

[17] “TTK.nun 620 ve 667. maddeleri hükümlerine göre bononun ödenmek üzere borçlunun iş yerinde veya ikametgahında ibraz edilmesi zorunludur. Bu itibarla bu nevi para alacağında BK.nun 73. maddesi hükümleri uygulanmaz.” Y.12. HD. 19.6.1981, E. 1981/4385; K. 1981/6014. (Mevdata Mevzuat ve içtihatlar Programı, www.mevdata.com.tr). “İbraz etmek, protesto çekmek gibi bir kimse nezdinde yapılacak bütün işlemler o kimsenin ticaret yerinde ve böyle bir yeri yoksa konutunda yapılmalı ve bu yer dikkatle araştırılmalıdır” Y. 11. HD. 8.3.1977 – 866/1033, (Kaçak, 136).

[18] Hirş, 504; Arslanlı, H. Ticarî Senetler Dersleri, Üçüncü Bası, 1954, s. 125 – 126.

[19] Öztan, 669. “Bono ticari senetlerdendir ve tedavül özelliğine sahiptir. Ticari senet borçlusunun senedin nerede ve kimin yedinde olduğunu bilmesine olanak yoktur. Bu özelliği nedeniyledir ki ticari senette yer alan hak aranan bir alacak durumundadır. Bunun doğal sonucu olarak TTK.nun 620. maddesinde senedin ibrazı zorunluğu öngörülmüştür. Borçlu, ancak senedin ibraz edilmesi halinde yetkili hamilin kim olduğunu öğrenebilir ve senetteki imzayı kontrol etmek imkanına kavuşur. Bu suretle de iki defa ödeme yapma mükellefiyetinden korunması mümkün olur. Borçlunun ödeme mükellefiyetinden sözedilebilmesi için, senedin usulüne uygun olarak ibraz edilmesi gerekir. İbraz edilmeden senette yer alan alacağın muaccel olduğundan sözedilemez.” Y. 6. HD. 18.2.1985, E. 1984/13157: K. 1985/1671. (Mevdata Mevzuat ve içtihatlar Programı, www.mevdata.com.tr).

[20] “Kira bedelleri için kiralayana bono verilmişse, tarafların anlaşmasıyla kira alacağının tahsili ticari senede bağlanmış demektir. Hal böyle olunca ticari senetlerin tahsiline ilişkin hükümlerin uygulanması gerekir. Ticari senetlerin ciro kabiliyeti olduğundan kiracının verdiği senedin kimin elinde olduğunu bilmesi icabeder. Bu senet bankaya tahsile verilmişse gönderilen ihbarla senedin ödeme yeri borçlu tarafından biliniyor demektir. İhbara rağmen ödenmemesi halinde iki haklı ihtar veya temerrüt konusu yapılıp buna ilişkin ihtarlar gönderilebilir. Senet tahsile verilmeyip alacaklının elinde tutuluyorsa, alacaklının borçlunun ayağına gidip senedi verip karşılığı alması gerektiğinden bu yola gitmeden doğrudan doğruya ihtar göndererek iki haklı ihtar veya temerrüt yapması mümkün değildir.” (Y. 6. HD. 5.2.1992, E. 1992/831, K. 1992/1601, Mevdata Mevzuat ve içtihatlar Programı, www.mevdata.com.tr).

[21] Eren, 1048 vd.; Oğuzman / Öz, 296 vd.; Tekinay / Akman / Burcuoğlu / Altop, 911 vd.; Akıncı, 227 vd.

[22] Öztan, 671, 672, 680.

[23] Öztan, 671 – 673.

[24] Arslanlı, 129; Öztan, 674, 680; Poroy / Tekinalp, 184.Yargıtay da bir kararında “Muayyen bir günde ödenmek üzere düzenlenen bononun T.T.K.’nun 620.maddesi gereği hamil tarafından ödenmek için keşideciye ibrazı zorunludur. Bononun vadesinde keşideciye ibrazı ile borçlu mütemerrit olur”. Y 12. HD. 18.9.2001, E. 2001/12815, K. 2001/14093.  (Mevdata Mevzuat ve İçtihatlar Programı, www. Mevdata.com.tr.) demektedir. Fakat aynı kararın devamında Yargıtay, senet bedelini tevdi etmeyen borçluyu mütemerrit saymıştır.

[25] Öztan, 669, 680; Poroy / Tekinalp, 184.

[26] Arslanlı, 129, 132; Öztan, 670 – 671. “Senede bağlanmış bir borcunu söndürmeyi amaçlayan borçlu, yapacağı ödeme karşılığında o senedi ( borç belgesini ) alacaklıdan almalı; verilmediği takdirde ödemeyi yapmamalıdır.

Görülmekte olan davada ileri sürüldüğü şekilde, alacaklı senedi borçluya geri vermez, ( yine somut olayda ileri sürüldüğü gibi, yırttığını ya da sonradan geri vereceğini veya benzer nitelikte başka bir hususu bildirir ) ise, borçluya düşen, TTK 558 ve bonolar hakkında da uygulama olanağı bulunan aynı Yasanın 621. maddesi uyarınca Kıymetli Evrak borçlusu ancak senedin teslimi mukabilinde ödeme ile mükellef olduğu gibi bir bono, hamilin elinde bulunduğu sürece borcun ödenmemiş olması asıldır. Borçlu ödemede bulunurken, hamil tarafından senedin metnine bir ibra şerhi yazılmasını veya ödediği bononun tarih ve numarası yazılı bir makbuz verilmesini istemek zorundadır. Bunları yapmayan borçlu HUMK.nun 288 ve 290. madde uyarınca ödeme def’ini ancak yazılı delil ile kanıtlamak zorundadır. Somut olayda HUMK.nun 292 ve 293. madde şartları bulunmadığından tanık dinlenemez.” Y. HGK. 2.4.2003, E. 2003/19-261, K. 2003/266 (Mevdata Mevzuat ve içtihatlar Programı, www.mevdata.com.tr).

[27] Arslanlı, 132.

[28] Öztan, 675 vd.

[29] Poroy / Tekinalp, 75 – 76. Kıymetli evraka bağlı olmayan alacaklarda dahi alacaklının temsilcisi olduğunu iddia eden kişinin temsil belgesini göstermemesi, alacaklıya düşen hazırlık fiillerinin yerine getirilmediği anlamına gelir (Koç, N., İsviçre Türk Hukukunda Alacaklının Temerrüdü, Ankara 1992, s. 129).

[30]             Poroy / Tekinalp, 185.

[31] Poroy Tekinalp, 184; Öztan, 674.

[32] “İbraz edilmediği takdirde, borçlu, masraf ve hasarı hamile ait olmak üzere, bononun bedelini notere tevdi edebilir. Tevdi ederse borcundan kurtulur. Tevdi etmediği takdirde ne olacaktır. Borçlu tevdie mecbur kılınmamıştır. Kendisinin ihtiyarında olan bu keyfiyeti takdir etmek borçluya aittir” Y. 11. HD. 6.7.1970 – 780/502, (Kaçak, 143); “Bono niteliği itibariyle aranan borç olup keşideci tedavüle çıkardığı bonoyu kime ödeyeceğini bilebilecek durumda olmadığından bono alacaklısı tarafından ödeme yolunda ikaz edilmesi ve böylece ödeyeceği kimseyi öğrenmesi gerekir. Buna rağmen ödememesi halinde temerrüt faizi borcu doğar. TTK.nun 637/2. maddesi hükmüne göre faiz istemi keşidecinin temerrüde düşürülmüş olmasına bağlı bulunmaktadır. Her ne kadar keşideci TTK.nun 624. maddesine göre kendisine süresinde ibraz edilmeyen bononun bedelini Noter’e tevdi edebilir ise de, bu kendisine tanınmış bir yasal imkan olup bir mecburiyet değildir. Binnetice bu imkanı kullanmayan keşidecinin kendiliğinden temerrüde düştüğü kabul edilemez” Y. 11. HD. 19.11.1991, E, 1990/4233; K. 1991/6174, (Mevdata Mevzuat ve içtihatlar Programı,www.mevdata.com.tr).

[33] Y.12. HD. 30.1.1978 – 456/643, (Kaçak, 143).

[34] Y. 12. HD. 21.4.2000, E. 2000/5632, K. 2000/6721 (Mevdata Mevzuat ve içtihatlar Programı, www.mevdata.com.tr).

[35] Y. 12. HD. 2.5.2000, E. 2000/6247; K. 2000/7201, (Mevdata Mevzuat ve içtihatlar Programı, www.mevdata.com.tr). Aynı daire başka bir kararında 22.3.2000 tarihli HGK. Kararına atıf yaparak, çok daha açık bir biçimde, senet ibraz olunmasa bile, bedel tevdi edilmediği taktirde borçlunun mütemerrit olacağına hükmetmiştir. Konuya ilişkin karar şu şekildedir: “Muayyen bir günde ödenmek üzere düzenlenen bononun T.T.K.’nun 620.maddesi gereği hamil tarafından ödenmek için keşideciye ibrazı zorunludur. Bononun vadesinde keşideciye ibrazı ile borçlu mütemerrit olur. Bononun anılan Kanun gereği vadesinde ibraz olunmadığı hallerde keşideci borçlu,T.T.K.’nun 624.maddesi gereği masraf ve hasar hamile ait olmak üzere bono bedelini notere tevdi ederek borçtan kurtulur. Bu gereği yerine getirmeyen keşideci borçlunun vadesinde senedin ödenmek üzere ibraz olunmadığını, vadenin gerçeğe aykırı olarak doldurulduğunu merci nezdinde ileri sürmesine yasal olanak yoktur ( H.G.K. 22.3.2000, 200/12-706-181 ).” 12. HD. 18.9.2001, E. 2001/12815, K. 2001/14093 (Mevdata Mevzuat ve içtihatlar Programı,www.mevdata.com.tr).

[36] Y. 13. HD. 31.1.2000, E. 1999/237, K. 1999/436, (Mevdata Mevzuat ve içtihatlar Programı, www.mevdata.com.tr).

[37] Y. HGK. 22.3.2000, E. 2000/12-706, K. 2000/181, Yargıtay Kararları Dergisi, C. 26, S. 7, Temmuz 2000, s. 1018.

[38] Eren, 977; Tekinay / Akman / Burcuoğlu / Altop, 843; Yalman, S., Türk Borçlar Hukukunda Alacaklının Temerrüdü Halinde Borçlunun Tevdi Hakkı, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Konya 1997, s. 54; Reisoğlu, S., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ondördüncü Bası, İstanbul 2000, s. 271; Koç, 177.

[39] Tekinay / Akman / Burcuoğlu / Altop, 843.

[40] Kılıçoğlu, A. M., Borçlar Hukuku, genel Hükümler, C. II, Ankara 2001, s. 432.

[41] Arslanlı, 133.

[42] Arslanlı, 129; Öztan, 672, 674.

[43] Arslanlı, 129.

[44] Karar için bak. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları, Hukuk Bölümü, C. V, 1957 – 1980, Ankara 1981.

[45] Oğuzman / Öz, 281; Akıncı, Ş. Alacaklının Temerrüdü, S.Ü.H.F.D. C. 7, Yıl 1999, S. 1-2, s. 100 vd. (Akıncı, Temerrüt); Akıncı, 213 – 214; Yalman, 16 vd.

[46] Eren, 875 vd.; Akıncı, Temerrüt, 100 vd.

[47] Kılıçoğlu, 430.

[48] Akıncı, 216; Akıncı, Temerrüt, 104; Yalman, 26.

[49] Eren, 972; Oğuzman /Öz, 282 – 283.

[50] Oğuzman / Öz, 282; Tekinay / Akman / Burcuoğlu / Altop, 839; Koç, 125, 127.

[51] Koç, 124,125.

[52] Yalman 55 – 56.

[53] İbrazın konusu, usulü ibraz mahalli ve ibrazın kimin tarafından kime yapılabileceği konularında geniş bilgi için bak. Öztan, 670 vd.

[54] Öztan, 670-671.

[55] Yalman, 55 – 56.

[56] Alacaklının makbuz verme yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde mütemerrit sayılmayacağını ifade eden yazarlar da vardır (Bu konudaki görüş ve tartışmalar için bak. Koç, 130 – 132). Fakat alacaklının borçluya makbuz vermekten kaçınması, edimin örtülü olarak reddi anlamına gelir. Çünkü makul ve dürüst bir alacaklı, borçlunun istediği makbuzu vermek suretiyle edimi elde etme imkânına sahip olduğunu bilir ve ona göre hareket eder (Koç, 131). Öte yandan genel olarak tüm borç ilişkileri için geçerli olan makbuz verme yükümlülüğü ile ilgili görüşlerin kambiyo senetleri için de aynen geçerli olduğunu söylemek doğru bir yaklaşım olmaz. Çünkü kambiyo senetlerinde ibraz yükümlülüğü açıkça düzenlenmiş ve borçluya da senedin bir ibra şerhi yazılarak teslimini isteme hakkı tanınmıştır. Dahası, kıymetli evrakta hak senetten ayrı dermeyan edilemeyeceği için senedi teslim etmeyen alacaklının ifayı talep etme hakkı olamaz. Bu durumda ödemeyi reddeden borçlu temerrüde düşmez. Tam tersine, ifa için kendi üzerine düşen davranışları yerine getirmeyen alacaklı temerrüde düşer.

[57] Tekinay / Akman / Burcuoğlu / Altop, 846 – 847; Akıncı, 217; Akıncı, Temerrüt, 107.

[58] Eren, 974 vd.; Akıncı, 218; Akıncı, Temerrüt, 107 – 109.

[59] Eren, 976 – 977; Oğuzman / Öz, 285; Akıncı, 218 – 219; Akıncı, Temerrüt, 108.

[60] Eren, 977; Tekinay / Akman / Burcuoğlu / Altop, 849; Oğuzman / Öz, 286; Akıncı, 219.

[61] Oğuzman / Öz, 287-289; Tekinay / Akman / Burcuoğlu / Altop, 843-845; Akıncı, 219 – 222; Akıncı, Temerrüt, 109 -111.

[62] “Kambiyo senedi bedelinin notere yatırılabileceğine mütedair TTK.’nin 624’üncü maddesi hükmü borçlunun BK.’nin 91’inci maddesinden faydalanmasına mani değildir.” (Y.İİD. 2.2.1968 – 808 /1005, Kaçak, 142); “Davalının, mütemerrit duruma düşmemek için senetli borcunu senet vadelerinde ya TTK.nun 624 maddesi hükmü uyarınca notere veya BK.nun 91 maddesi hükmü uyarınca mahkemenin tayin edeceği bir tevdi mahalline yatırması şarttır.” (Y 13. HD. 31.1.2000, E. 1999/237 K. 1999/436, (Mevdata Mevzuat ve içtihatlar Programı, www.mevdata.com.tr).

[63] Koç, 320.

[64] Bak. Yalman, 92 – 93.

[65] Para borçlarında hasardan değil riskten söz etmek daha doğrudur. Nitekim Türk Ticaret Kanunu Tasarısında, Mehaz Kanuna da uygun olarak hasar yerine risk sözcüğü kullanılmıştır (TTK.Tasarısı m. 712).

[66] Oğuzman / Öz, 291; Yalman, 37 vd.

[67] Yalman, 40.

[68] İcra dairesinden aldığımız rakamlara göre örneğin senet bedeli 10.000 YTL. ve vade 1.3.2006 iken, senet ibraz edilmeden, 4.3.2006 tarihinde yani ibraz süresi biter bitmez alacaklı icraya müracaat ederse, borçlunun ödemek zorunda olduğu icra masrafları 2006 yılının Mart ayı itibariyle şu şekildedir: Eğer takip kesinleşmeden önce borçlunun 31.3.2006 tarihinde ödeme yaptığını farzedecek olursak ödenecek bedel 10.590.77 YTL. olacaktır. Yani masraflar toplamı 590.77 YTL.’dir. Bu rakama vekâlet ücreti dahil değildir. Vekâlet ücreti ile birlikte ödenecek rakam 11.427.30 YTL.’ye ulaşmakta ve borçlu fazladan 1.427.30 YTL ödemektedir. Borçlu takip kesinleşmeden 4.3.2006 tarihinde yani ibraz süresinin hemen akabinde ödeme yaparsa yine vekâlet ücreti hariç fazladan 27 YTL ödemektedir. Vekâlet ücreti ile birlikte ödenecek rakam 11.239.80 YTL, fazla ödeme 1.239.80 YTL.’dir. Takip kesinleştikten sonra ise, 31. 3. 2006 itibariyle yapılacak ödeme vekâlet ücreti ile birlikte 11.705.47 YTL.’dir. Yani borçlunun yaptığı fazla ödeme 1.705.47 YTL.’yi bulmaktadır. Görüldüğü üzere bu rakamlar oldukça yüksek rakamlardır. Borçluya bu masrafların ödetilmesi demek, masraf ödemek istemeyen borçlunun tevdie mecbur edilmesi demektir. Böylece kanun tarafından bir hak olarak düzenlenmiş tevdi, uygulama tarafından mecburiyet haline getirilmiş olmaktadır.

[69] Burada, Konya 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 4.8.2004 tarih ve E. 2004/1084, K. 2004/1347 sayılı kararı örnek olarak zikredilebilir. Karara konu olan olayda senet hâmili banka, 30.11.2003 vadeli bononun ödenmesi için borçluya ihbarname göndermiştir. İhbarname 4.12.2003 tarihinde borçlunun eline ulaşmıştır. Fakat bu arada 3.12.2003 tarihinde borçluya protesto çekilmiştir. Borçlu ödemek için 4.3.2003 tarihinde bankaya gitmiş ve senedin bir gün önce protesto edildiğini öğrenmiştir. Bunun üzerine borçlu, haksız protestonun kaldırılması ve protesto masraflarının davalıdan alınarak kendisine verilmesi talebiyle dava açmıştır. Davalı banka savunmasında vadenin pazara isabet etmesi sebebiyle pazartesi günü senedin ödenmesi gerektiğini, ödeme olmadığı için iki işgünü içinde protesto çekildiğini, senet (burada kastedilen ihbarname olmalı) zamanında postaya verildiği halde postadaki gecikme sebebiyle davacı borçluya 4.12.2003 tarihinde ulaştığını, bankanın postadaki gecikmeden dolayı sorumlu tutulamayacağını ifade etmiştir. Yapılan yargılama sonucunda mahkeme, kanaatimizce son derece isabetli bir biçimde, protestosu yapılan bononun vadesi geldiğinde öncelikle borçluya ihbar edilip ödemeye davet edilmesi ve ihbarın vade gününden önce borçluya ulaşacak şekilde yapılması gerektiğine, PTT.’nin evrakı geç tebliğ ettiği iddiasının dinlenemeyeceğine, bu nedenle ödememe protestosunun kaldırılmasına ve protesto masraflarının da yargılama giderleri ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine hükmetmiştir. Karar Yargıtay tarafından aynı gerekçelerle onaylanmıştır (Y.11. HD. 24.11.2005, E. 2005/13567, K. 2005/11473).

[70] Bak. 27.4.2004 tarih ve 25445 sayılı RG.

[71] Bak. Bak. 323 Sıra No.’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (RG. 1.8.2003, No.25186).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir